Archive for Ekim, 2008

Sanık avukatları hakimi niye alkışladı?

Perşembe, Ekim 23rd, 2008

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk ve eski İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörü Kemal Yalçın Alemdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu 46’sı tutuklu 86 sanığın yargılandığı Ergenekon davasının bugünkü duruşması, ilkine göre çok daha sakin bir havada başladı. Duruşma öğle arasından sonra yeniden başladı. Kimlik tespiti yapılıyor.

Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki duruşma ilginç diyaloglara da sahne oluyor: Bir sanık avukatı, salondaki sanık  avukatlarının hepsinin cep telefonlarının dinlendiğini  söyleyince, mahkeme başkanı “Hakimin dinlenmediğini kim iddia edebilir” dedi.

  • İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve parti avukatlarının, kendileri yönünden dosyanın ayrılarak Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi yönündeki talebi ile dava dosyasının “yetkisizlik kararı” ile Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi  yönündeki istemleri reddedildi.
  • Sanık Kemal Kerinçsiz’in avukat olduğu için duruşma salonundaki yerinin değiştirilmesine ilişkin istemi reddedildi.
  • Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, sanıkların yaklaşık 1,5 yıldan beri tutuklu olması ve yeni bir duruşma salonunun  yapılmasının uzun zaman alacağı için bu aşamada sanıkların adil yargılanmalarına engel olacağı gerekçesiyle yargılamanın  bu aşamada buradaki duruşma salonunda yapılmasına da karar verdiklerini bildirdi.

KİMLİK TESPİTİ

Kimlik tespiti yapılan sanıklardan Oktay Yıldırım, 1971 doğumlu olduğunu, İstanbul’da eşi ve 2 çocuğuyla oturduğunu, Türk Silahlı  Kuvvetleri’nden harp malulü sıfatıyla emekli olduğunu ve 1100 YTL emekli maaşı bulunduğunu söyledi.

Muzaffer Tekin, Kara Harp Okulu’ndan mezun olduğunu ve şu anda 1500 YTL gazi maaşı aldığını belirterek, daha önce petrol ve tekstil işi yaptığını anlattı.

Hüseyin Gazi Güler, yüksekokul mezunu olduğunu belirterek, 17 aydır tutuklu bulunduğu için yazılım geliştiren şirketinin kapandığını bildirdi. SSK emeklisi olduğunu dile getiren Güler, 750 YTL maaş aldığını kaydetti.

Halil Behiç Gürcihan, serbest gazeteci olduğunu, tutuklu bulunduğu için şu an bir iş yapmadığını ve aylık geliri de olmadığını söyledi.

Ergun Poyraz da yazar olduğunu ve aylık 1500 YTL olan gelirinin kitaplarının satış durumuna göre arttığını belirtti. Kimlik tespiti  sırasında adresi sorulan Poyraz, şu anda bir evi bulunmadığını ifade ederek, “Evim yok, adresim Silivri Cezaevi. Ankara Çayyolu’nda evim vardı, korumalarımla yaşıyordum. Cazevine girince eşyalarım sevabına fakirlere dağıtıldı. Avukatımın adresini vereyim” dedi.

Aydın Yüksek, kimlik tespiti sırasında televizyonlarda terörist kabul edilince ev sahibinin isteği üzerine evini boşalttığını ve evsiz kaldıklarını anlattı. Yüksek, şirketlere danışmanlık yaptığını, aylık gelirinin de 3 bin YTL olduğunu belirtti.

Fikret Emek, emekli asker olduğunu belirterek, gazi statüsünde 2 bin 500 YTL aylık maaş aldığını bildirdi.

Zekeriya Öztürk, Harp Okulu’ndan mezun olduğunu, 1000 YTL emekli maaşının yanı sıra köşe yazarlığı yaptığı dönemde 2 bin 500 YTL maaş aldığını belirtti. Öztürk, ev adresinin sorulması üzerine de yeni evlendiği gazeteci yazar Güler Kömürcü’nün adresini verdi.

Veli Küçük de kimlik tespiti sırasında Harp Okulu’ndan mezun olduğunu ve general rütbesinde emekliye ayrıldığını belirterek, evli ve bir çocuğu olduğunu söyledi.

Bir güvenlik şirketinde yüzde 20 ortaklığı ve 3 bin 200 YTL emekli geliri bulunduğunu belirten Küçük, “Bu zamana kadar şirketlerden gelirim olmadı, zarar ettim. Son 2 seneye kadar kirada oturuyordum. Banka kredisiyle ev aldım. Maaşımın yarısı kira yerine banka kredisine gidiyor” dedi.

Sevgi Erenerol, yüksekokul mezunu olduğunu, SSK emekliliğinden 600 YTL maaş aldığını bildirdi. Erenerol, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın sözcüsü olarak görev yaptığını ve bu işten de 1000 YTL kazandığını kaydetti.

Vedat Yenerer, gazeteci, yazar ve internet sitesi sahibi olduğunu bildirdi.

Ümit Oğuztan, 2-3 bin YTL aylık geliri bulunduğunu belirterek, “Yazdığım kitaplardan dolayı sanırım sabıkalıyım” dedi.

Başka suçlardan sabıkalı olduğunu anımsatan Sami Hoştan, “Gazinolar kapanınca ticaret yaptım. Dağıtım şirketlerim vardı. 8 bin dolar aylık gelirim var, bu kiralardan geliyor” diye konuştu.

Habip Ümit Sayın, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nde doçent olarak çalıştığını ve 2 bin YTL aylık geliri olduğunu kaydetti.

Kimlik tespiti sırasında Mahkeme Heyeti Başkanı Şengün’ün sorularını esprili bir şekilde yanıtlayan Emin Gürses, “Herkes ‘üniversite mezunu’ diyor, ama biz doktora yaptık. Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesiyim. Aylık gelirim 3 bin YTL’ydi, ama maaşlar arttı, zam aldık sanıyorum. 300-400 YTL artış oldu bildiğim kadarıyla. Onu da ev sahibi ister” diye konuştu.

Ferhan Bolluk, üniversite mezunu olduğunu ve Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptığını belirterek, 1500 YTL aylık geliri bulunduğunu söyledi.

Başka suçtan tutuklu, bu davada tutuksuz sanık Semih Tufan Gülaltay da 20 bin YTL aylık geliri olduğunu, plastik fabrikası  bulunduğunu bildirdi.

Duruşmanın düzeni

İkinci duruşma, ilkine göre çok daha sakin bir havada başladı; ilk duruşmadaki karışıklık büyük ölçüde giderildi.

Avukat ve gazeteci sayısının sınırlandırılması salon içinde düzenin sağlanmasında etkili oldu.

Bugünkü duruşmada 2455 sayfalık iddianamenin okunup okunmayacağının ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in  “yetkisizlik” talebinin karara bağlanması bekleniyor. 

Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar ile bu dava kapsamında tutuksuz  yargılanan, ancak başka suçtan tutuklu bulunan Tufan Gülaltay ile sanık avukatları katıldı.

TV’DEN CANLI YAYINLANSIN TALEBİ

Ergenekon davasının bazı sanık ve avukatları, duruşmanın televizyonlardan canlı yayınlanmasını istedi.

İP Genel Başkanı Doğu Perinçek ve avukatlarının, İP üyesi sanıklar açısından davanın Anayasa Mahkemesi’nin alanına girdiği yönündeki taleplerini karara bağlayan mahkeme heyeti, bu konudaki istemi reddetti.

Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün’ün, heyetin “yetkisizlik” konusundaki taleplere ilişkin kararını açıklayacağı sırada bazı sanık avukatları söz almak istedi.

Bu sırada söz almak isteyen sanık Kemal Kerinçsiz de, “Toptan redci anlayışı kabul edemeyiz. Usul hükümlerine uyalım. Savcılar da bugüne kadar usul hükümlerine uymadı. CMK’nın 191′inci maddesine göre iddianamenin kabul kararı okunmadan duruşma açılmış olmaz. Celse açılmadığı için bugüne kadar yapılanlar yok hükmündedir” dedi.

Başkan Şengün’ün kararın açıklanmasını beklemeleri gerektiğini söyleyerek, bağırmamaları konusunda uyardığı sanık avukatları da karar açıklandıktan sonra söyleyeceklerinin bir önemi kalmayacağını belirtti.

SANIK AVUKATLARININ İTİRAZLARI

- Söz alan avukat Mehmet Tolga Akalın, duruşmanın cezaevi içerisinde yapılmasını eleştirerek, bunun AİHM’nin kararlarına aykırı  bulunduğunu savundu ve tutuksuz sanıkların ayrı celsede yargılanmalarının da hukuka aykırı olduğunu öne sürdü.

Böyle bir davada avukat sınırlamasına gitmenin de adil yargılanma hakkını ortadan kaldıracağını iddia eden Akalın, yapılan  uygulamalarla anayasanın ve AİHS’nin çeşitli maddelerine aykırı davranıldığını savundu.

Başkan mikrofonu kapattı

- Avukat Kadir Kartal da, “Hukuk iğfal edilmiş, tecavüz edilmiş bir durumda” diyerek sözlerine başladı.

Kartal’ın “Ergenekon’un millet için kutsal bir değer olduğunu” söylediği sırada da Başkan Şengün mikrofonunu kaparak, bu şekilde konuşmaya devam etmesi halinde mikrofonu açmayacağını bildirdi.

Tekrar mikrofonu açılan Kadir Kartal, “Fetret dönemlerinde Ergenekon, milleti millet yapan bir arada tutan bir özdür. Ergenekon’in zihinlerde olumsuz anlamda kalmaması için bir karar alınmasını ve bunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını istiyorum” diye konuştu.

- Avukat Necip Yenişen de tutuksuz sanıkların iddianame okunmadan dışarıya çıkarıldıklarını hatırlatarak, bunun tutuksuz sanıkların duruşmaya gelmeye başladıkları sırada iddianamenin yeniden okunması sonucunu doğurabileceğini söyledi.

Duruşmanın cezaevinde yapılmasını eleştiren Yenişen, davada aleniyetin sağlanması için duruşmanın televizyonlardan  yayınlanmasını istediklerini bildirdi.

BAĞIRAN SANIĞA UYARI

- Bu sırada söz almadan bağırmaya başlayan tutuklu sanık Hüseyin Görüm, “Bir kişiyi susturmak istiyorlar onun adı İmam Hüseyin. Bizi bir dinleyin, bir dinleyin. Her şeyi açıklayacağım. Danıştay’ı açıklayacağım, ama bir dinleyin” dedi. Başkan Şengün tarafından bağırmaya devam etmesi halinde dışarıya çıkarılabileceği konusunda uyarılan Görüm, daha sonra yerine oturdu.

- Tutuklu sanık Oktay Yıldırım da, 17 aydır tutuklu olduğunu belirterek, alınan kararlarla bazı haklarının da kısıtlandığını öne sürdü. Yıldırım, “12 bin kamu görevlisinin ölümünden sorumlu olan terör örgütü elebaşının savunmasında böyle bir kısıtlamaya gidilmez, adeta bir avukat ordusuyla savunulurken, terörle mücadelede görev almış ve kimlik kartına gazi yazılarak emekli olan benim avukatlarımın kısıtlanması onurumu kırıyor” dedi.

HEYET BAŞKANINA ALKIŞ

- İlhan Selçuk’un avukatı Prof. Dr. Uğur Alacakaptan da duruşma açılmadan bazı kararlar alındığını belirterek, bunların düzeltilmesini istedi.

- Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk’ün avukatı Yaşar Ağsu, duruşmanın TRT’nin TBMM kanalından yayınlanabileceğini belirterek,  basında geçen oturumda bir tutuklunun başka bir tutuklu tarafından dövüldüğü yolunda haberler çıktığını, böyle bir şey olmadığını salondaki herkesin bildiğini, canlı yayınla bu tür haberlerin önüne geçilebileceğini söyledi.

- Müvekkili olan Öztürk’ün diğer avukatı Ertaç Giray’ın “Ergenekon” soruşturması kapsamında gözaltına alındığını belirten Ağsu, “Meslektaşım buraya geliyor, adil yargılama istiyor, akşama gözaltında” dedi.

Salondaki sanık avukatlarının hepsinin cep telefonlarının dinlendiği, elektronik postalarının incelendiği, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve 3 soruşturma savcısının tehdidi altında olduğunu düşündüklerini savunan Ağsu, avukatların fiziki ve teknik takibe maruz kalmaması için önlem almasını istedi.

BAŞKAN ŞENGÜN: “HAKİMİN DİNLENMEDİĞİNİ KİM İDDİA EDEBİLİR?

Bunun üzerine Başkan Şengün’ün “Hakimin dinlenmediğini kim iddia edebilir” demesi, sanık avukatları ve yakınları tarafından alkışla karşılandı.

“Bir sonraki duruşmaya gelemeyebilirim” diyen Ağsu, sanıklara içerisine dava dosyalarının yüklendiği birer diz üstü bilgisayar ve yazıcı verilerek, savunma hazırlamalarına yardımcı olunmasını istedi.

TOLON’UN 2 AVUKATI DURUŞMAYI İZLEDİ

Bu arada, emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un avukatları İlkay Sezer ve Dilek Helvacı da duruşmayı izledi.

Mahkeme heyetinin odalarına geçtiği sırada tutuklu sanıklar da salonda bulunan ve iç salonunun kapısında duran yakınlarına el  sallayarak konuşmaya çalıştı. Bazı sanıklar güvenliği sağlayan jandarma erlerinin arasından avukatlarıyla konuşurken, Kemal Kerinçsiz ile Sevgi Erenerol’un sohbet ettikleri görüldü. Erenerol ve Kerinçsiz’e, daha sonra Veli Küçük ile Muzaffer Tekin de katıldı.

Oturuma ara verilmesi üzerine sanıkların duruşma salonundan ayrılması sırasında Veli Küçük’ün, yanına gelen avukat kızının  kulağına birşeyler söylediği görüldü.

Müdahillik talebi

Köksal Şengün’ün başkanlığındaki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Gazetesi Vakfı, Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayın A.Ş. ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Şebnem Korur  Fincancı’nın müdahillik taleplerini,  “suçtan zarar gördükleri” gerekçesiyle kabul etti. Ahmet Türk, Osman Baydemir, Sebahat Tuncel, Akın Birdal ve İnsan Hakları Derneği’nin müdahil olma isteği ise reddedildi.

Reddi hakim talebi

Mahkeme, ayrıca bazı sanıkların reddi hakim talebini de geri çevirdi.
 
Tutuklu sanık: “Savcılar avukatımı taciz ediyor”

Oturumda söz alan tutuklu sanıklardan Bekir Öztürk, avukatının savcılar tarafından taciz edildiğini öne sürerek, bu durumu protesto etmek için duruşmaya avukatsız katıldığını söyledi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün de zorunlu olarak avukat bulunması gerektiğini, avukatsız savunmasının alınamayacağını bildirdi.

Bunun üzerine Öztürk savunmasının alınacağı zaman bir avukat temin edeceğini kaydetti.

Tutuklu yakınları

Davayı izlemek üzere cezaevi nizamiyesine gelen tutuklu 46 sanığın yakınları, burada işlemlerini yaptırdı. İşlemler sonucu, öncelikle tutuklu sanıkların eş ve çocukları, anne ve babaları ile birinci derece yakınları olmak üzere 2′şer yakınına izin verildi. Tutuklu sanıkların bu akrabalarının gelmemesi halinde ise diğer 2 yakını duruşmayı izlemek için içeri girebildi.

Cezaevine giren tutuklu yakınları arasında, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek’in eşi Şule Perinçek ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün eşi Necla Küçük ve kardeşi Mehmet Küçük de yer aldı.

Basın mensupları

Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi nizamiyesine gelen basın mensupları, burada el dedektörü ile üzerleri arandıktan sonra kimlik  kontrolünden geçirildi. Gazeteciler, daha sonra da yerleşke içindeki “ziyaretçi giriş bölümü”ne geldi. Bu bölümde, duruşmayı iç salonda izleyecek olan Anadolu Ajansı ve diğer 5 haber ajansından birer muhabir ile diğer basın mensuplarının kayıtları yapıldı.

Bu işlemin ardından haber ajanslarının muhabirlerinden birine duruşma salonuna giriş, ikinci muhabire ise bu salonun olduğu binaya giriş kartı teslim edildi. Diğer gazete ve televizyon muhabirlerinden ise sadece birine adliye binasına giriş kartı verildi.

Daha önceki uygulamadan farklı olarak cep telefonları ve kamerasız diz üstü bilgisayarlarını adliyenin bahçesindeki prefabrik odalara götürmelerine izin verilen haber ajansları muhabirleri ile gazete ve televizyonlardan birer muhabir, duruşmanın yapılacağı salonunun bulunduğu alana alındı.
 
Bu arada, ziyaretçi giriş bölümünde, yoğunluk yaşanmaması için avukatlar ve tutuksuz sanıkların girdiği bölüm ile gazetecilerin yerleşkeye alındığı bölümün ayrıldığı görüldü.

Yerleşkeye giren gazetecilerden birer haber ajansı muhabiri, mahkeme heyeti, sanıklar, avukatlar ve izleyicilerin bulunacağı ve duruşmanın görüleceği iç salona alındı.

Gazeteciler ve avukatlar için 2 oda

Öte yandan, girişinde güvenlik kontrolü yapılan duruşma salonunun bulunduğu binanın bahçesine gazeteciler ve avukatlar için 2 ayrı prefabrike oda yapıldı. Her birinin içinde çelik dolaplar olan bu odaların birini gazeteciler, diğerini ise avukatlar kullanacak.

Avukatlar ile gazeteciler, yanlarında getirdikleri diz üstü bilgisayar, cep telefonu gibi elektronik eşyayı odalardaki dolaplarına koyarak kilitleyebilecek.

Avukatların, duruşmanın yapılacağı salona kamerasız diz üstü bilgisayarlarını sokabileceği, gazetecilerin ise yasa gereği cep telefonu, diz üstü bilgisayar gibi elektronik eşya ile salona giremeyeceği kaydedildi.

Duruşma salonuna LCD

Hakim Köksal Şengün’ün başkanlığını yapacağı mahkeme heyetinin yanı sıra sanıklar ve avukatlar, izleyiciler ve Anadolu Ajansı ile diğer 5 haber ajansından birer muhabirin bulunacağı duruşma salonunda, daha kolay takibi açısından izleyicilere yakın olan bölüme bir LCD ekran konuldu.

Salonun dar olması sebebiyle her sanığı en fazla 3 avukatın temsil edeceği duruşmada, önce tutuklu sanıklar ifade verecek. Bu sanıkların ifadesinin tamamlanması halinde, tutuksuz sanıkların ifadeleri için başka bir duruşma günü belirlenecek.

Bitişikteki alan duruşma salonundan sayılacak

Kalabalık yüzünden tartışmalara neden olan duruşma salonunun bitişiğindeki alan da duruşma salonundan sayılacak.

Ses ve görüntü kaydı yapılması gibi teknik imkanlar sağlanan ve daha önce 66 avukat ile 88 sanığın oturabileceği şekilde düzenlenen duruşma salonuna giremeyen basın mensupları ve sanık yakınları, duruşmayı bu alandan takip edebilecek.

Bunun dışında duruşma salonundaki görüntülerin aktarılması için duruşmanın görüldüğü mevcut salondaki 4 LCD ekranından biri bu alana yerleştirilecek.

Protestocu gruplar

Dava kapsamında yargılanan sanıklara destek vermek amacıyla Silivri Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’ne gelen Türkiye Gençlik Birliği (TGB) ve İşçi Partisi (İP) üyesi gruplar, jandarmanın oluşturduğu barikatın arkasında tutuluyor.

Jandarmanın güvenlik önlemlerini artırdığı cezaevi önüne, TGB ve İP bayrakları ile davaya ilişkin sloganların yazıldığı dövizlerle gelen gruplar, yerleşke karşısında oluşturulan demir barikatların arkasında beklemeye alındı.

CHP de izliyor

Bu arada, CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü ile İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu da yerleşkeye geldi. Mengü, yerleşkeye girerken bir gazetecinin, “Duruşmayı yalnızca 6 haber ajansının izlemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki sorusuna, “Tüm basın mensuplarının içeriye girmesine izin verilmemesi halkın haber alma özgürlüğünü kısıtlamaktır. Çünkü bu, sadece belirli gözlerden yorumların alınmasını sağlar. Bu da çok yanlış bir şey” karşılığını verdi.

Kazım Kolcuoğlu ise bu davada en büyük görevin savunmaya düştüğünü belirterek, savunmanın yapılmasındaki fiziki ve uygulama alanındaki bütün eksikliklerin giderilmesi gerektiğini ifade etti.

Şeffaf ve adil bir yargılamanın Türkiye için büyük önem taşıdığını kaydeden Kolcuoğlu, bir gazetecinin “Davanın tutuklu sanıklarından avukat Kemal Kerinçsiz barodan ihraç edildi mi?” şeklindeki sorusu üzerine, despot bir yönetim olmadıklarını, bu uygulamanın bir günde yapılamayacağını ifade etti.


 


İlk duruşma

Mahkeme Başkanı Şengün, davanın ilk duruşmasında, salonda oluşan kalabalığa işaret edip mevcut şartlardan kendilerinin de memnun olmadığını anlatmış, İstanbul’da bu şartları sağlayabilecek başka bir duruşma salonu bulunmadığını söylemişti.

Şengün, duruşmanın başka bir alanda yapılması halinde, yerleşkedeki cezaevinde bulunan tutuklu sanıkların nakillerinde sorunlar yaşanabileceğini, bu sanıkların yorulabileceklerini ve sağlıklarının bozulabileceğini belirtmişti.

Talepler

İlk oturumda söz alan davanın tutuklu sanıklarından Doğu Perinçek ve diğer 10 sanığın avukatı Mehmet Cengiz, müvekkillerinin yasal bir muhalefet partisinin üst düzey yetkilileri olduğunu ve haklarındaki iddiaların da parti çalışmalarından ibaret bulunduğunu ifade ederek, mahkemenin dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirmek ve göndermekle görevli olduğunu savunmuştu.

Dava konusunun Anayasa Mahkemesi’nin yetkisinde olduğunu öne süren Cengiz, “(Hükümet devrilecekti) deniyor. Hükümet Ankara’dadır. Bazı gizli belgelerden bahsediliyor. Genelkurmay Ankara’dadır. MİT’in merkezi Ankara’dadır. İddianamede 4 mağdur var. Eylem Ankara’dadır. Bunlar dikkate alındığında, son hareketin yapıldığı yerin Ankara olması nedeniyle dosyanın Ankara’ya gönderilmesini istiyoruz” demişti.

Avukat Cengiz, müvekkilleri hakkındaki davanın ayrılarak, “yetkisizlik” kararı verilmesi yönündeki taleplerinin kabul edilmesini ve tutuklu sanıkların tahliyesini istemişti.

Doğu Perinçek de dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini talep etmişti.

Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz’in avukatı Kadir Kartal da mahkeme heyeti üye hakimlerinden Sedat Sami Haşıloğlu’na güvenleri olmadığını ve bu hakimin soruşturma sırasındaki tutuklamaların yüzde 40′ını yaptığını öne sürerek, davadan çekilmesini, ayrıca davaya giren Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ile Nihat Taşkın’ın değiştirilmesini istemişti.

Cumhuriyet Gazetesine 3 kez bomba atılması nedeniyle suçtan zarar gördüklerini ileri süren Cumhuriyet Vakfı ile Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayın A.Ş. avukatı Bülent Utku, DTP, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Hukukçular Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, Şebnem Korur Fidancı’nın avukatları ile Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu çeşitli nedenlerle davaya müdahil olma talebinde bulunmuştu.

Savcı Pekgüzel’in görüşü

Taleplere ilişkin görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Pekgüzel ise “Mahkeme heyetini oluşturan hakimlerin reddi konusundaki taleplerin, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda (CMK) sayılan nedenlerden birisine dayandırılmadığını, hakimin reddedilmesini gerektirecek, tarafsızlığından şüphe edilecek bir gerekçe gösterilmediği” için reddi hakim taleplerinin geri çevrilmesini istemişti.

“Danıştay saldırısının örgütün eylemlerinden sadece birisi olduğu, ele geçirilen belgelerden örgütün merkezinin İstanbul olduğunun anlaşıldığını, eylemlerin bir kısmının da burada yapıldığını” ifade eden Savcı Pekgüzel, yetkisizlik konusundaki istemlerin de reddini talep etmişti.

Pekgüzel, İşçi Partili sanıklar yönünden dosyanın ayrılarak Yargıtay’a gönderilmesi konusundaki talebin reddini, Cumhuriyet Vakfı ile Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayın A.Ş.’nin müdahilliğinin kabulünü, müdahilliğe ilişkin diğer istemlerin ise gerekli incelemeler yapıldıktan sonra karara bağlanmasını talep etmişti.

Mahkeme Heyeti ise taleplerin incelenmesi amacıyla duruşmayı 23 Ekim Perşembe gününe bırakmıştı.

Dolar 6 yılın zirvesinde

Perşembe, Ekim 23rd, 2008

Asya ve Avrupa borsalarındaki büyük düşüşler Türkiye’yi de etkiliyor. Türkiye para piyasaları son yılların en hareketli günlerini yaşıyor.

Dünya ekonomisini sarsan krizin etkisiyle hızla yukarı-aşağı dalgalanan döviz piyasası ve borsa gün içersinde adeta başdöndürdü.

Dolar kuru bir ara son 6 yılın en yüksek seviyesine çıkarken, faizler de 4 yılın zirvesini gördü. Avrupa borsalarındaki düşüş ise yüzde 4′leri aştı.

Yatırımcıların ekonomilere dair endişelerinin dinmemesi Londra, Paris ve Frankfurt borsalarının yüzde 4′ün üzerinde kayıp yaşamasına neden oldu.

Türkiye’de ise güne 1.72 YTL ile rekor seviyelerden başlayan dolar kuru, Merkez Bankası‘nın “piyasaya müdahale etmek için her tür olanağım var” açıklamasıyla düşmeye başladı.

Ancak Maliye Bakanı Kemal Unakıtan‘ın, “Bono yatırımcılarına vergi indirimi yok ve mevduat güvencesi şu anda gündemde değil” açıklaması moralleri bozdu.

Dolar kuru bu açıklamaların ardından hızla tırmanarak 1.74 YTL seviyelerine kadar fırladı ve 2001 krizinin ardından zirve yaptığı günlerden bu yana en yüksek değerine ulaştı.

Ancak daha sonra dünyanın önde gelen kredi derecelendirme kuruluşlarından Standard and Poor’s’un (SandP) Rusya’nın aksine Türkiye’nin kredi görünümünü negatife çevirmeyip, ekonominin iyi durumda olduğunu açıklaması piyasalara iyi moral oldu. Kur gerileyerek 1.70 YTL seviyelerine indi.

Kapalıçarşı’da döviz…

İstanbul serbest piyasada kapanış saatlerinde doların satış fiyatı 1.7050 YTL, euro’nun satış fiyatı 2.1750 YTL oldu.

Piyasanın kapanışı itibarıyla Kapalıçarşı’da 1.7000 YTL’den alınan dolar 1.7050 YTL’den satılıyor. 2.1700 YTL’den alınan euro’nun satış fiyatı ise 2.1750 YTL düzeyinde bulunuyor.

Serbest piyasada önceki kapanışta 1.6400 YTL olan dolar güne 1.6970 YTL’den, 2.1060 YTL olan euro 2.1700 YTL’den başlamıştı.

İMKB’DE SON DURUM…

Dünya borsalarındaki gelişmeleri takip ederek yüzde 5′in üzerinde kayıplar yaşayan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) da bu açıklamanın ardından az da olsa toparlandı.

İMKB Ulusal 100 Endeksi, ikinci seansta 93,75 puan artarak 25.040,81 puandan kapandı. Hisse senetlerinin ikinci seanstaki ortalama değer artışı yüzde 0,38 oldu.

İlk seanstaki 677,21 puanlık düşüş dikkate alındığında, borsa endeksi günün tamamında 583,46 puan geriledi. Hisse senetleri günlük ortalama yüzde 2,28 düşüş kaydetti.

Endeks ikinci seansa, önceki kapanışa göre 283,19 puan düşerek 24.663,87 puandan başladı. Hisse senetleri, bu seviyede ortalama yüzde 1,14 oranında değer yitirdi.

İMKB’de birinci seansın seyri…

Endeks, dün ikinci seans kapanışına göre 677,21 puan düşerek günün ilk yarısını 24.947,06 puandan tamamladı. Birinci seansta, hisse senetlerinin ortalama değer kaybı yüzde 2,64 oldu.

Dün 25.624,27 puandan kapanan İMKB Ulusal 100 Endeksi, ilk seansa 132,87 puan düşerek 25.491,40 puandan başladı.

İlk yarıyı 25.744,03 puandan geçen endeks, en düşük 24.907,31 puana kadar gerilerken, en yüksek olarak 26.021,11 puanı gördü.

Seans sonunda mali endeks 1.146,21 puan düşerek 33.111,05 puana, sanayi endeksi 559,17 puan düşerek 20.664,08 puana ve hizmetler endeksi 226,06 puan düşerek 20.896,91 puana indi.

Böylece, önceki kapanışa göre mali grup hisseler ortalama yüzde 3,35 oranında, sanayi grubu hisseler ortalama yüzde 2,63 oranında ve hizmetler grubu hisseler ortalama yüzde 1,07 oranında değer yitirdi.

Birinci seansta işlem gören toplam 313 hisse senedinden 17’si değer kazandı, 262 hisse değer yitirdi, 34 hissenin değerinde değişim olmadı.

Birinci seansta 773 milyon 438 bin 360 YTL’lik işlem hacmi oluştu. En çok işlem gören hisse senetleri Garanti Bankası, Vakıfbank, İş Bankası (C), Yapı ve Kredi Bankası ve Halkbank oldu.

New York borsası yükselişle açıldı

New York Borsası yükselişle açıldı. Borsada Dow Jones Endeksi düne göre 85 puan artarak 8.604 puana yükseldi. Nasdaq Bileşik Endeksi de açılışta yüzde 0.84 arttı.

PPK faizleri değiştirmedi

Çarşamba, Ekim 22nd, 2008

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, gecelik borçlanma faiz oranını yüzde 16,75′te sabit tutarken, borç verme faiz oranını yarım puan düşürerek yüzde 19,75′e indirdi.

Ayrıca, geç likidite penceresi uygulaması çerçevesinde, bankalararası para piyasasında 16.00-17.00 saatleri arası gecelik vadede uygulanan Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 12,75′de sabit tutuldu.

Borç verme faiz oranı ise yüzde 23,25′den yüzde 22,75′e düşürüldü.

Açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo yoluyla gecelik ve bir haftalık vadelerde tanınan borçlanma imkanı faiz oranı ise yüzde 19,25′den yüzde 18,75′e indirildi.

Para Politikası Kurulunun bugünkü toplantısına ilişkin yapılan açıklamaya göre, toplantıya Başkan Durmuş Yılmaz ile üyeler Erdem Başçı, Burhan Göklemez, M. İbrahim Turhan, Abdullah Yavaş ve Mehmet Yörükoğlu katıldı.

“Kararlar küresel piyasalara göre…”

Kuruldan yapılan açıklamada, son dönemde açıklanan verilerin iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın belirginleştiğine işaret ettiği bildirildi.

Uluslararası kredi piyasalarındaki ve küresel ekonomideki sorunların iç ve dış talebi sınırlamaya devam edeceği ifade edilen açıklamada, yakın dönemde döviz kurlarında gözlenen hareketlerin enflasyon üzerinde oluşturduğu etkinin, gıda fiyatlarındaki olumlu görünüm ve petrol fiyatlarında gözlenen keskin düşüş ile telafi edileceğinin tahmin edildiği belirtildi.

Açıklamada, bu çerçevede, gelinen aşamada orta vadeli enflasyon tahminlerinde önemli bir değişiklik öngörülmediğine işaret edilerek, şunlar kaydedildi:

“Enflasyonun ekim ayında gıda fiyatlarındaki oynaklıktan kaynaklı geçici ve sınırlı bir artış göstermesi, orta vadede ise kademeli olarak düşmeye devam etmesi beklenmektedir. Bununla birlikte, son dönemde küresel belirsizliklerin artarak devam etmesi, gerek enflasyon tahminlerinde gerekse para politikası kararlarında temkinli olmayı gerektirmektedir.

Bu çerçevede Kurul, para politikası açısından temel gösterge olan borçlanma faiz oranlarında herhangi bir değişikliğe gitmezken, kısa vadeli faizlerde oluşabilecek potansiyel oynaklığı azaltmak amacıyla borç verme faizlerinin bu aşamada 50 baz puan indirilmesine karar vermiştir.”

Döviz piyasaları

Toplantıda, döviz piyasalarındaki gelişmelerin de detaylı bir şekilde değerlendirildiği ifade edilen Kurul açıklamasında, bu dönemde döviz likiditesinin sürekliliğinin önemli olduğu, bu nedenle Merkez Bankası’nın,
imkanları ölçüsünde öncelikle bankacılık sisteminin döviz likiditesini destekleyecek önlemlere odaklanması gerektiği ve bu doğrultuda döviz depo piyasası işlem limitlerinin artırılmasının yararlı olacağının vurgulandığı
kaydedildi.

Ayrıca, gerekli görüldüğünde diğer önlemlere de başvurulabileceği hususunda mutabık kalındığı ifade edildi.

Merkez Bankası’nın, uluslararası piyasalardaki çalkantının Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini sınırlamak için üzerine düşeni yapmaya devam edeceği belirtilen açıklamada, bundan sonraki politika kararlarının büyük ölçüde küresel piyasalardaki gelişmelere ve bunların yurt içine yansımalarına göre şekilleneceğine dikkat çekildi.

Enflasyon görünümüne ilişkin açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin, Kurul;un geleceğe yönelik duruşunu değiştirmesine neden olabileceği de önemle vurgulandı.

Para Politikası Kurulu Toplantı özeti sekiz iş günü içinde yayımlanıyor.

Faiz kararları

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 20 Temmuz 2006′daki toplantısında faiz oranlarını 0.25 puan artırmış, 24 Ağustos, 26 Eylül, 19 Ekim, 23 Kasım, 21 Aralık 2006 ve 16 Ocak 2007, 15 Şubat, 15 Mart, 18 Nisan, 14 Mayıs, 13 Haziran, 12 Temmuz ve 14 Ağustos 2007′de yaptığı olağan toplantılarında kısa vadeli faiz oranlarını değiştirmemişti.

Kurul, 13 Eylül 2007′deki toplantıda 13 ay aradan sonra kısa vadeli faiz oranlarını 0.25 puan indirmiş ve böylece gecelik borçlanma faizi yüzde 17.50′den yüzde 17.25′e, borç verme faiz oranı ise yüzde 22.50′den yüzde 22.25′e çekilmişti.

Geçen yıl ekim, kasım ve aralık ayındaki toplantılarında 0.50 ile 0.75′şer puan indirim kararı alan kurul, gecelik faizi yüzde 15.75′e düşürdü.

Kurul, bu yılın ocak ayındaki toplantısında aldığı kararla, kısa vadeli faiz oranlarını 0.25 - 0.50 puan arasında düşürmüş ve gecelik faizi 15.75′den 15.50′ye, takiben şubattaki toplantısında da 0.25 puan düşürerek faizi 15.25′e çekmişti.

Para Politikası Kurulu, bu yıl mart ve nisan ayındaki toplantılarında ise faiz oranlarında değişiklik yapmadı ve yüzde 15.25 olan gecelik faiz oranı ve yüzde 19.25 olan borç verme faiz oranını sabit tuttu.

Mayıs ayında kurul, olağan aylık toplantısında faiz oranlarını 0.50 puan artırdı ve yüzde 15.25 olan gecelik faiz oranını yüzde 15.75′e ve yüzde 19.25 olan borç verme faiz oranını da yüzde 19.75′e çıkardı.

Haziran ayında kurul, olağan aylık toplantısında faiz oranlarını 0.50 puan artırdı ve yüzde 15.75 olan gecelik faiz oranını yüzde 16.25′e ve yüzde 19.75 olan borç verme faiz oranını da yüzde 20.25′e yükseltti.

Kurul, temmuz ayında, gecelik borçlanma faiz oranlarını 0.50 puan daha artırdı ve gecelik borçlanma faiz oranını yüzde 16.25′ten yüzde 16.75′e yükseltti, borç verme faiz oranını yüzde 20.25 düzeyinde sabit tuttu. Kurul, ağustos ve eylül aylarında yaptığı toplantılarda kısa vadeli faiz oranlarında bir değişikliğe gitmedi.

Fener serseme döndü

Çarşamba, Ekim 22nd, 2008

Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi G Grubu’ndaki üçüncü maçında Arsenal’e Kadıköy’de 5-2 mağlup oldu.

Turkcell Süper Lig’de oynadığı yedi maçtan dördünü kaybeden, Şampiyonlar Ligi’nde istediği sonuçları alamayan Fenerbahçe, Arsenal karşısında da hezimete uğradı.

Avrupa maçlarında Kadıköy’deki 15 maçlık yenilmezlik serisi sona eren sarı-lacivertli takım, G Grubu’ndaki üçüncü karşılaşmasında İngiliz rakibine 5-2′lik skorla boyun eğdi.

Grubu ilk ikide bitirip Şampiyonlar Ligi’nde devam etme yolunda çok ciddi bir darbe alan Fenerbahçe bu sonuçla tek puanda ve son sırada kaldı. Arsenal yedi puanla liderliğini devam ettirdi.

Maç boyunca Arsenal’in geliştirdiği hızlı ve organize ataklara engel olamayan Fenerbahçe’de teknik direktör Luis Aragones sürpriz bir kararla Kazım Kazım’ı 18 kişilik maç kadrosuna almadı.

Taraftarların tıklım tıklım doldurduğu Şükrü Saracoğlu Stadı’nda gol perdesini  10. dakikada Arsenal açtı. Cesc Fabregas’ın güzel ara pasında topla buluşan Emmanuel Adebayor düzgün bir vuruşla golü kaydetti: 0-1.

Bir dakika sonra benzer bir pozisyonda İngiliz takımının ikinci golü geldi. Fabregas yine mükemmel bir ara pasla Theo Walcott’u kaçırdı, Volkan Demirel’i çalımlayan genç futbolcu topu boş kaleye gönderdi: 0-2.

Fenerbahçe 19. dakikada Mickael Silvestre’nin kendi kalesine attığı golle umutlandı. Alex’in soldan kullandığı serbest vuruşta Güiza ceza sahası içinde sağ çaprazdan şutladı, Fransız savunma oyuncusuba çarpan top filelere gitti: 1-2.

22. dakikada konuk takım yeniden iki farkı yakaladı. Savunmanın arkasına atılan uzun topu yakalayan Abou Diaby, Maldonada’dan kurtuldu ve  Arsenal’in üçüncü golünü attı: 1-3.

Fenerbahçe, ilk yarının son dakikalarında Güiza ile iki önemli fırsatı kullanamadı.

İkinci yarıya iki takım da değişlik yapmadan çıktı ve 49. dakikada Arsenal dördüncü golü buldu. Fabregas’ın soldan kullandığı serbest vuruşta kafalardan seken topu Song altıpasın hemen dışından sert bir şutla ağlara gönderdi: 1-4.

67. dakikada Fenerbahçe mutlak bir fırsatı değerlendiremedi. Semih’in ara pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Güiza’nin vuruşunda top Almunia’dan sekti, pozisyonu takip eden Edu’nun sağ çaprazdan şutunda meşin yuvarlak gol çizgisi üzerindeki Eboue’ye çarptı.

Kaçırdığı pozisyonlara rağmen sarı-lacivertli takımın en çalışkan ismi olarak dikkat çeken Güiza 78. dakikada golü buldu. Savunmanın arkasına atılan top Song’un kafasından sekti, İspanyol forvet ceza alanı içinde aşırtma bir vuruşla farkı ikiye indirdi: 2-4.

Uzatmanın dördüncü dakikasında Arsenal bir gol de Ramsey ile buldu ve karşılaşma konuk takımın 5-2′lik üstünlüğü ile sonuçlandı.


Fenerbahçe: Volkan Demirel; Lugano, Roberto Carlos, Edu, Gökhan Gönül (79 Burak), Maldonado (52 Ali Bilgin), Selçuk, Uğur Boral, Alex, Semih, Güiza

Arsenal: Almunia; Diaby (73 Ramsey), Song, Silvestre, Clichy, Eboue, Fabregas, Nasri, Denilson, Walcott (85 Djorou), Adebayor (87 Vela)

Goller: 10 Adebayor, 11 Walcott, 19 Silvestre (k.k.), 22 Diaby, 49 Song, 78 Güiza, 90+4 Ramsey

Sarı kartlar: Song, Diaby, Selçuk, Lugano, Semih 

Hakem: Peter Fröjdfeldt (İsveç)

Stadyum: Şükrü Saracoğlu

Duruşma 23 Ekim’e kaldı

Salı, Ekim 21st, 2008

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk ve eski İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörü Kemal Yalçın Alemdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu 46’sı tutuklu 86 sanıklı “Ergenekon” davası başladı. İzdiham nedeniyle olaylı başlayan ve iki kez ara verilen duruşma, 23 Ekim’e ertelendi.

Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki adliyede gerçekleştirilen duruşmada, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklar ve avukatlarının, üye hakim ve mahkemenin tamamının reddedilmesiyle ilgili taleplerinin incelenmesini, diğer taleplerin de bu inceleme tamamlandıktan sonra değerlendirilmesini kararlaştırarak, duruşmanın 23 Ekim Perşembe gününe ertelenmesine karar verdi.

Mahkeme heyeti, 46 sanığı tutukluluk hallerinin devamına hükmetti.

Silivri’de sürecek

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, verilen aranın ardından, davanın Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki adliyede sürdürülmesine karar verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Köksal Şengün, dosyadaki sanık sayısının çokluğu ve güvenlik açısından bu yerleşkedeki adliyede bulunan duruşma salonun seçildiğini hatırlatarak, duruşmadaki mevcut şartları anlatarak, insan haklarına saygılı bir yargılama yapılabilmesi açısından bazı kararlar alındığını söyledi.

Yargılamanın yapıldığı duruşma salonunun tadilattan sonra 66 avukat ve 88 sanığın oturabileceği şekilde düzenlendiğini, ayrıca teknik imkanlar sağlandığını belirten Başkan Şengün, İstanbul’da bu şartları sağlayabilecek başka bir duruşma salonu bulunmadığını kaydetti.

Şengün, duruşmanın başka bir alanda yapılması halinde, yerleşkedeki cezaevinde bulunan tutuklu sanıkların nakillerinde sorunlar yaşanabileceğini, bu sanıkların yorulabileceklerini ve sağlıklarının bozulabileceğini kaydederek, duruşmanın mevcut salonda yapılmasının devamının kararlaştırıldığını bildirdi.

Önce tutuklu sanıkların ifadesi alınacak

Tutuklu ve tutuksuz sanıkların ifadelerinin ayrı oturumlarda alınmasına karar verdiğini anlatan Başkan Şengün, ilk oturumlarda tutuklu sanıkların ifadelerinin alınacağını açıkladı.

Her sanığın 3 avukatla temsil edilmesine karar verildiğini belirten Şengün, duruşma salonunun bitişiğindeki alanın duruşma salonundan sayılmasına, duruşma salonuna giremeyen basın mensupları ve sanık yakınlarının duruşmayı buradan takip etmesine, şu anki duruşma salonundaki LCD ekranlarından birinin bu alana çıkartılmasına ve bir diğerinin de duruşma salonundaki izleyicilerin bulunduğu alanın önündeki kolona takılmasına karar verdi.

Şengün, bu kararlarını açıkladıktan sonra tutuksuz sanıklar ile avukatlardan salon dışına çıkmalarını istedi. Bunun üzerine tutuksuz sanıklar ile avukatlardan bir bölümü dışarı çıktı.

İzleyiciler dışarı çıkarıldı

Davanın ilk duruşmasında yaşanan yoğunluk yüzünden avukatlara yer ayrılması için salonundaki izleyiciler dışarı çıkarıldı. Davanın öğleden sonraki oturumunda, tutuksuz sanıklar ile avukatlarının dışarı çıkarılmasının ardından salonda tartışma yaşandı.

Tartışmalar üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Köksal Şengün, “Burası kavga salonu değil. Buraya, kavga etmeye gelmedik. Buraya, açılan bir davayı sonuçlandırmaya geldik. Buna herkesin katkıda bulunması gerekir” dedi.

Duruşmada söz alan avukat Özkan Yüce, müdahil vekilleri olarak duruşma salonunda 20-30 kişi olduklarını belirterek, bazı sanık avukatlarının kendilerine müdahalesi olması halinde bu durumun tutanağa geçirilmesini ve önlenmesini isteyerek, kendilerine yönelik hakarette bulunulduğunu ileri sürdü.

Bu arada, tutuksuz yargılanan sanıklardan Fuat Ermiş, duruşmaya Ankara’dan geldiğini ifade ederek, salondan çıkıp çıkmayacağını sordu.

Mahkeme Heyeti Başkanı Şengün de adresine gerekli tebligatın yapılacağını söyleyerek, gidebileceğini bildirdi. Ermiş, bunun üzerine salondan ayrıldı. Ayrıca duruşma salonunda yaşanan yoğunluk yüzünden avukatların oturması için yer açılması için izleyicilerin bulunduğu bölümdekiler de salondan çıkarıldı.

Jandarma görevlileri de üzerlerinde duruşma salonunda bulunmalarını sağlayacak giriş kartı olmadığı halde salona giren bazı basın mensuplarını dışarıya çıkarmak istedi. Bu sırada jandarma görevlileri ile gazeteciler arasında tartışma yaşanması üzerine mahkeme heyeti başkanı Şengün, gazeteciye bağırmaması yönünde uyarıda bulundu.

Başkan Şengün, daha sonra “Şu ortamda bu kadar saygısızlık olursa dışarıda ne olur?” diye konuştu.

Ardından giriş kartı olmayan basın mensupları da salondan çıkarıldı.

Yerleşkede bulunan adliyedeki salonunda İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan duruşmaya 46 tutuklu sanık ile 28 tutuksuz sanık ve avukatları katıldı. Duruşmada DTP milletvekilleri Sebahat Tuncel, Hasip Kaplan, Sırrı Sakık ve Pervin Buldan izleyici olarak yer aldı.

Katılımcıların çokluğu nedeniyle yoğunluk oluşması üzerine tutuklu sanıklardan bazıları, ayağa kalkıp çektikleri güçlüklerden bahsederek salondaki fiziki şartları eleştirdi.

Sanıklardan Muzaffer Tekin’in avukatı da ayağa kalkarak, adil yargılama haklarını istediklerini belirterek, duruşma salonda kimin konuştuğunun bile anlaşılamadığını iddia etti.

Bu sırada tutuklu sanıklardan biri ayağa kalkarak “Ben canımla uğraşıyorum. Sen ne konuşuyorsun” diyerek avukata tepki gösterdi. Bu sanık, yanındaki diğer tutuklu sanıklarca yatıştırıldı.

Daha sonra bazı avukatlar fiziki şartları eleştirerek, bu şartlarda yargılama yapılamayacağını savundu.

Bunun üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, arka sıradaki bir sanık avukatının, “Ben buradan  müvekkilimin savunmasını nasıl yapabilirim?” sorusu üzerine Şengün “Buraya gelip savunma yapabileceksiniz” dedi.

Şengün daha sonra, üye hakimler Hasan Hüseyin Özese, Sedat Sami Haşıloğlu tarafından Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki adliyedeki duruşmanın başladığını, tutuklu sanıkların tamamının, tutuksuz sanıklardan ise 12’si hariç diğerlerinin duruşmaya geldiğini söyledi.

Mahkeme başkanı: “Sıkıyönetim hakimi değiliz”

Söz alan sanık avukatlarından biri 35 yıllık avukat olduğunu ifade ererek, bu tür duruşma salonlarının “sıkıyönetim” mahkemelerinde olduğunu ileri sürdü.

Mahkeme Heyeti Başkanı Köksül Şengün bu sözler üzerine “Sıkıyönetim hakimi değiliz, fiili şartlar değişik, görüntü değişik olabilir. Yargılamayı yapacak mahkemenin o tarafından asla kuşku duymayınız” diye konuştu.

Duruşmadaki avukatlar da Şengün’ün sözleri üzerine, bu şartların savunma haklarının engellenmesi için yapıldığını öne sürdü. Bazı avukatlar da duruşmanın bir spor salonunda yapılması önerisinde bulundu.

Söz alan sanık avukatlarından Uğur Alacakaptan da bu şartlar altında sağlıklı duruşma yapılamayacağını ileri sürdü. Alacakaptan, “Bu miting havası içinde duruşma olanağı yoktur. Daha uygun şartlar altında hem sorgu hem savunma yapabilecek bir ortamda yapmak üzere duruşmanın ertelenmesini istiyoruz” dedi.

Perinçek’in avukatı: “Hitler Almanyası”

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki adliyede görülen davanın duruşmasında müdahillik talepleri konusunda söz alan doğu Perinçek ve İP’li sanıkların avukatı Mehmet Cengiz, müvekkillerinin yasal bir muhalefet partisinin üst düzey yetkilileri olduğunu ve haklarındaki iddiaların da parti çalışmalarından ibaret bulunduğunu söyledi.

Suç faaliyeti olarak sözü edilen eylemlerin parti faaliyetleri olduğunu ifade eden Cengiz, bu nedenle mahkemenin dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmek ve göndermekle görevli olduğunu savundu.

Görülmekte olan davanın konusunun Anayasa Mahkemesi’nin yetkisinde olduğunu öne süren Cengiz, müvekkilleri hakkındaki davanın ayrılmasını istedi.

Cengiz, “Bu talebimiz kabul edilmediği takdirde ortada bir iddia var. (Hükümet devrilecekti) deniyor. Hükümet Ankara’dadır. Bazı gizli belgelerden bahsediliyor. Genelkurmay Ankara’dadır. MİT’in merkezi Ankara’dadır. İddianamede 4 mağdur var. Eylem Ankara’dadır. Bunlar dikkate alındığında, son hareketin yapıldığı yerin Ankara olması nedeniyle dosyanın Ankara’ya gönderilmesini istiyoruz” diye konuştu.

Sabahki oturumda salonun fiziki şartlarının tartışıldığını, ancak bunun dışında cezaevi duvarlarıyla çevrili bir yerde yargılama  yapılmasının tartışılması gerektiğini savunan Cengiz, “Cezaevinde yargılama yapılması ancak Hitler Almanyası’nda görülebilir. Bu, sanıklara karşı psikolojik bir savaşın parçasıdır” dedi.

Doğu Perinçek söz aldı

Avukatının ardından ekleyecekleri olduğunu söyleyerek söz alan Doğu Perinçek, parti kapatma davasına konu olabilecek suçlar ile ceza hukuku alanına giren suçların birbirinden ayrılması gerektiğini ifade etti.

Bir parti üyesinin “yankesicilik” ve “adam öldürme” gibi suçlar işlemesi halinde ceza hukuku açısından yargılanacağını kaydeden Perinçek, ancak partinin programı, Merkez Yürütme Kurulu’nun aldığı kararlarla ilgili yapılacak bir yargılamanın ancak Anayasa Mahkemesi’nde olacağını söyledi.

İşçi Partisi’nin bir suç örgütüne dönüştüğü yönünde iddialarda bulunulduğunu belirten Perinçek, “Bir parti suç örgütüne dönüşünce kapatılır. Öyleyse bu bir kapatma davasıdır. Siz buna bakamazsınız. Sizin yetkinizde değildir. Anayasa Mahkemesine emir veremezsiniz. Ben bu konunun 40 senelik uzmanıyım. Bu konuda kitap yazan tek kişiyim. İşçi Partisi yöneticileri suç örgütü kurdu diye karar vereceksiniz. Buna karar veremezsiniz” diye konuştu.

Partileri ancak Anayasa Mahkemesi’nin kapatabileceğini belirten Perinçek, bu uygulamanın neden böyle olduğu konusunda örnekler verdi.

Dosyalarının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini isteyen Perinçek, Mayıs ayından önce birtakım dosyaların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini hatırlatarak, bundan sonra elde edilen delillerin de gönderilmesini istedi.

Perinçek, “Kanunsuz dinlemeleri de gönderin. Biz hepsinin hesabını veririz” dedi.

İşçi Partisi’ne yönelik bu konudaki talepleri zaten Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın umursamadığını öne süren Perinçek, “Çünkü suç yok” diye konuştu.

Mahkemenin bu talebi ciddiyetle incelemesini istediğini kaydeden Perinçek, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yetkilerini İstanbul Cumhuriyet Savcılığı gasp edemez” dedi.

Perinçek, “Bizim hakkımızda Anayasa Mahkemesi (bir suç örgütüdür) diye izin verirse, o zaman siz bireysel suçlar açısından ele alırsınız. Kapatma kararı olmadan kesinlikle karar alamazsınız” şeklinde konuştu. Perinçek’in konuşması sırasında zaman zaman sesini yükselterek sert bir üslupla hitap etmesi dikkat çekti.

Sanık avukatlarından Kadir Kartal da siyasetin hukukun önüne geçtiğini öne sürerek, iddianameyi eleştirdi. Kartal, “İddianame değil, vesika. Kağıt parçası” diye konuştu.

Kemal Kerinçsiz: “Cumhuriyet’in bombalanmasından üzgünüm”

Tutuklu sanıklardan Kemal Kerinçsiz de iddianamede Danıştay baskını ve Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması suçlarının bulunduğunu hatırlattı.

Kerinçsiz, “Cumhuriyet Gazetesinin bombalanmasına son derece üzgünüm. Onun failleri burada değil. Onlar yargılandılar. Müdahillik taleplerinin reddedilmesini istiyorum, ama acılarını paylaştığımı burada teyit ediyorum” dedi.

Kerinsiz, Cumhuriyet Gazetesi de dahil olmak üzere hiçbir müdahillik talebinin kabul edilmemesini isteyerek, “Ben mesleki çalışmalarımdan dolayı buradayım” diye konuştu.

Kerinsiz ayrıca, mahkeme üyelerinden Sedat Sami Haşıloğlu’nun da davaya devam etmesinin hem kendisi, hem de diğer sanıklar açısından sorun olacağını, bu yüzden bu üyenin reddedilmesini istedi.

Kerinçsiz, reddi hakim taleplerinin kabul edilerek, Hakim Haşıloğlu’nun davadan çekilmesi gerektiğini savundu.

Kerinçsiz, mahkeme heyeti başkanı ve diğer üyenin tarafsızlığa gölge düşürecek bir eylemleri olmadığını da ifade ederek, Haşıloğlu’nun yerine, siyasi fiillerden arınarak dosyaya bakacak bir hakimin görevlendirilmesini istedi.

Soruşturmanın siyasallaştırıldığını iddia eden Kerinçsiz, üye hakim Haşıloğlu’nun heyette yer alması suretiyle yargılamaya devam edilmesinin yargılamaya gölge düşüreceğini ileri sürdü. Kerinsiz, Haşıloğlu’nun davadan çekilmesi ya da reddine ilişkin taleplerinin kabulünü istedi.

Semih Tufan Gülaltay: “Kendimi savunmak istiyorum”

Tutuklu sanıklardan Semih Tufan Gülaltay da, Ankara 1 No’lu DGM’nin “TİT” isimli bir örgütün olmadığını gerekçeli kararında yazdığını söyleyerek, Akın Birdal’ın vurulmasıyla ilgili dosyanın ise Yargıtay 1. Ceza Dairesince bozulduğunu ve 26 Aralık’ta duruşmasının görüleceğini söyledi.

Sorgulanmak üzere cezaevinden 20 Mart’ta İstanbul Adliyesi’ne götürüldüğünü, soruşturmayı yürüten 3 Cumhuriyet Savcısı tarafından saat 15.00′den 01.30′a kadar sorgulandığını anlatan Gülaltay, hiç tanımadığını söylediği İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek’le ilgili operasyon hazırlıklarının o sırada sürdüğünü belirtti.

Sanık Behiç Gürcihan da “Boynumuza asılan terörist yaftasıyla yargılanmayı bekliyoruz” şeklinde konuşarak, salonun değiştirilmesi ya da mahkemenin yetkisizlik kararı vermesi yönündeki taleplere katılmadığını söyleyerek, “Bir an önce kendimi savunmak istiyorum” dedi.

Sanık Hayrettin Ertekin de üye hakim Haşıloğlu’nun reddine ilişkin dilekçesini avukatının mahkemeye sunacağını belirtti. Ertekin’in söz alan avukatı Taner Uzun da üye hakim Haşıloğlu’nun çekilmesini talep ettiklerini söyleyerek, tutuklama yapan hakimin ceza yargılaması yapamayacağını, bu nedenle çekilmesini talep ettiklerini, dolayısıyla reddi hakim talebinde bulunduklarını ifade etti.

Sevgi Erenerol’un avukatı Nevzat Erdemir de davanın politik bir dava olduğunu ileri sürerek, müvekkili hakkında suç olacak hiçbir fiil bulunmadığını iddia etti.

Davanın görüldüğü yerin duruşma salonu değil, cezaevi olduğunu dile getiren Erdemir, yargılamanın aleniliği kuralının da ihlal edildiğini savunarak, “Adil yargılanma hakkı ayaklar altına alınıyor. Hak aramak için buraya gelen insanlara ateş ediliyorsa, adil yargılama koşullarından bahsetmek olanaksızdır” şeklinde konuştu.

Muzaffer Tekin: “Cinayet işlemedik”

Sanık Muzaffer Tekin de 17 aydır tutuklu olduğunu söyleyerek, “Sanal bir örgüt yaratıldı. Ben bu örgütün yöneticisi olarak suçlanıyorum, ama örgütümü bilmiyorum. (Siyasi komplo) diyorum” dedi. Bu sırada heyet başkanı Muzaffer Tekin’i “konuyu dağıtmaması, toparlaması” konusunda uyardı. Tekin, daha sonra “O basında yansıtılan Muzaffer Tekin ben değilim” şeklinde konuştu.

Danıştay saldırısıyla ilgisi olmadığını söyleyen Tekin, “Ben o davadan hem (muzaffer) hem (tekin) çıktım” dedi.

Tekin, Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması olayıyla da ilgisinin bulunmadığını savunarak, “Bizler terör örgütü değiliz. Cinayet de işlemedik” diye konuştu.

Duruşmaya ara verildi

Köksal Şengün, tahkikat aşamasındayken böyle bir salonun gündeme getirildiğini ve dosyanın büyüklüğü açısından da bu şartlara uygun İstanbul’da başka bir yer bulunamadığını söyledi.

Şengün, “avukatların duruşma salonuna ve kendilerine ayrılan bölüme sığmadıklarının, salonun çok kalabalık ve yoğun olduğunun gözlendiğini ve bu şekilde yargılama yapılamayacağını” belirterek, salondakilerden dışarıya çıkmalarını istedi.

Mahkeme heyeti, daha sonra bu şekilde yargılama yapılıp yapılmayacağı hususunda bir karar verilmesi için duruşmaya ara verdi. Duruşmaya gelenlerin dışarı çıkmasının ardından salonun kapısı da kapatıldı.

Duruşma salonunda iddianameyi hazırlayan Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın bulunuyor. Son olarak mahkeme, tutuksuz sanık ve avukatlarından duruşma salonundan çıkmalarını istedi.


Duruşmanın başlangıcı


İlhan Selçuk ve Ferit İlsever ilk duruşmada yok

Davanın tutuksuz sanıklarından Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk ile İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever’in ilk duruşmaya katılmayacakları bildirildi.

Amerikan Hastanesi kalp ve damar cerrahi uzmanı Doç. Dr. Atıf Akçevin ve kardiyoloji uzmanı Genco Yücel’in, Selçuk’un sağlık durumuna ilişkin hazırladıkları rapor, avukatlarca basın mensuplarına dağıtıldı.

Raporda, “İlhan Selçuk’a, iskemik kalp hastalığı, iskemik mitral yetmezliği, ileri sol ventrikül disfonsiyonu tanılarıyla 14 Nisan 2008′de açık kalp ameliyatına alınarak aorta kroner by-pass ve mitral kapak plastiği yapılmıştır. Halen kalbinin enjeksiyon fonksiyonunun (kasılma gücü) yüzde 30 (orta-ileri disfonksiyon) civarında olup tıbbi yönden kontrollerine devam edilmektedir. Bu nedenle aşırı fiziksel ve emosyonel stresten kaçınmasında yarar vardır” denildi.

Bu arada Ferit İlsever’e ilişkin Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden verilen Doç. Dr. Altan Kır imzalı raporda ise İlsever’in 12 Ekim 2008′de 3. Göğüs Cerrahisi Servisi’ne yatırıldığı, ertesi gün akciğer rahatsızlığı nedeniyle operasyon geçirdiği ve halen tedavisinin sürdüğü belirtildi.

Kemal Alemdaroğlu

Davanın tutuksuz sanıklarından eski İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörü Prof. Dr. Kemal Yalçın Alemdaroğlu, “Anayasaya, yasalara ve yüksek yargı organlarının kararlarına uygun uygulamalar yaptık. Rektörlük dönemimde  yaptığım budur. Bundan ötürü suçlanıyorsam, ülke yöneticileri bunu düşünsün” dedi.

Yerleşkeye gelişinde fotoğraf ve görüntü almak isteyen basın mensupları arasında izdiham yaşanması üzerine Alemdaroğlu, “Bana gösterilen bu ilgi, dünya savaşı katiliyim gibi görünüyor. Öyle miyim yoksa?” diye konuştu.

Alemdaroğlu, “dünya tarihinde ilk defa böyle bir komedinin yaşandığını” ileri sürerek, yapacağı savunmanın 800 sayfa olduğunu belirtti.

Şule Perinçek: “Örgütsüz bir duruşma”

Davanın tutuklu sanıklarından İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek’in eşi Şule Perinçek de davayı izlemek için yerleşkeye girdi.

Perinçek, basın mensuplarının soruları üzerine “Siyasi bir davaya giriyorum. Ne göreceğimizi bilmiyoruz daha… Girdikten sonra netleşir” dedi.
Şule Perinçek, ilk duruşmanın tamamlanmasının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, son derece örgütsüz bir duruşma yaşandığını, oğlu ile içeri girip davayı izleme şansı bulamadığını söyledi.

Duruşmada İP ile ilgili iki önemli konuşma olduğunu, bunları Doğu Perinçek ve avukat Mehmet Cengiz’in yaptığını dile getiren Şule Perinçek, şöyle konuştu: “Avukat Cengiz, konuşmasında ‘İşçi Partisi’nin liderinin ve yöneticilerin işledikleri herhangi bir suç varsa partiye ilişkin suçlamalar olması gerektiği’ söyledi. Eğer bu böyleyse dava Yargıtay Başsavcılığına gitmeli. Eğer gerekli görülürse yargılama Anayasa Mahkemesi’nde yapılmalı.

Biliyorsunuz ki Doğu Perinçek kamu hukuku hocasıdır. Bu işin uzmanıdır. Duruşma sırasında hukuki bakımdan son derece yerine oturan bir konuşma yaptı; ‘mahkemenin yetkisiz olduğunu’ söyledi. ‘Yargılamaya yetkili olacak mercinin, bir ceza davası olmadığı için Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi olduğunu’ ifade etti.”

Perinçek, duruşmanın 23 Ekim’e ertelendiğini hatırlatarak, “Hakimlere bir anlamda çok hak veriyorum. Dava, içinden çıkılması çok zor bir dava. Siyaseti hukukun içine uydurmaya çalışıyorlar. Bunun da başarılı olmayacağı ilk duruşmadan itibaren görüldü. Davanın ilk gününün karar günü olduğu anlaşıldı. Siyaset hukuka sığmayacak. Bu mahkeme bir anlamda ölü doğdu” şeklinde konuştu.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli davası” diye bilinen bir davanın böyle görülmeyeceğini” savunan Şule Perinçek, “Bu dava hukuk ve siyaset tarihimize kara bir leke olarak geçecektir” iddiasında bulundu.

Şule Perinçek, bir gazetecinin, “Eşinizi duruşma salonunda göremediniz mi?” sorusu üzerine de “Duruşmaya müdahil olarak katılmak isteyen DTP’liler salona girerek oturdu. O kadar ağırıma gitti ki orada cezaevinden çıkartılıp terör suçundan yargılanan bir kişi, benim yerime oturdu ve duruşmayı izledi. Böyle bir hukuki dava olmaz” yanıtını verdi.

Bu arada, yerleşke karşısında ellerinde “Atam izindeyiz” yazılı kaşkol ve şapka ile Türk bayrağı ve su satan seyyar satıcılar bulunması dikkat çekti.

Güvenlik

Silivi Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ne alınan basın mensupları, avukatlar ve sanık yakınları 2’si detaylı olmak üzere 3 arama noktasından geçerek adliye binasına giriş yaptı.

Cezaevi nizamiyesinden girişte, jandarma görevlileri içeriye girenlere dizüstü bilgisayar, cep telefonu gibi elektronik cihazların alınmayacağı uyarısında bulundu. Daha sonra detektörlerle çanta ve üst araması yapılan basın mensupları, avukatlar ve sanık yakınları, ziyaretçilerin beklediği bölüme alındı.

Burada “Ergenekon” davasının ilk duruşmasını izleyecek olanlar ile diğer başka suçlardan tutuklu bulananlar ayrı noktalarda işlem yaptırdı. Burada öncelikle başta Anadolu Ajansı olmak üzere 6 haber ajansı muhabirlerinin kayıtları yapıldı.

Ajanslardan sadece 2′şer muhabirin cezaevine girişine izin verilirken, jandarmanın elinde bulunan bilgiler  doğrultusunda duruşmayı izleyecek ve salonun dışında bekleyecek muhabirlere iki ayrı kart verildi.

Buradaki kayıt işlemi sırasında basın mensuplarının cep telefonları,kayıt cihazları teslim alındı. Kayıt işleminin ardından X-Ray cihazlarından çantalar geçirildi.

Basın mensupları, üzerlerinde cihazın sinyal vereceği herhangi bir eşya olmaması konusunda uyarılarak detaylı bir arama sonrası güvenlik kapısından geçişleri sağlandı. Bu işlemler, avukatlar ve sanık yakınları için de ayrı ayrı gerçekleştirildi.

CHP heyeti adliyede

CHP’nin davayı izlemek için oluşturduğu komisyon üyeleri Manisa Milletvekili Şahin Mengü, Genel Sekreter Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat, Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve PartiMeclisi üyesi Ayça Betül Mete, davanın görüleceği Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ne geldi.

Hukukçulardan oluşan bu heyet dışında İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu ile baro üyesi 4 avukat duruşmayı izlemek üzere cezaevine ulaştı. Adliyeye gelenler arasında tutuksuz sanıklardan Ali Yasak’ın da olduğu görüldü.

İlk duruşma

Duruşma görüntülerinin, salon yakınına kurulan bir LCD ekrandan basın mensupları ve izleyicilere canlı olarak aktarılacak davanın ilk oturumunda, 2455 sayfadan oluşan iddianame ya da bu iddianame yerine geçen belgeler okunacak.

Toplam 86 sanığın yargılanacağı davanın ilk oturumu, sanıkların ifadeleri bitene kadar her gün yapılacak. Kimlik tespitlerinin ardından ilk olarak tutuklular olmak üzere sanıkların ifadesi alınacak duruşmalarda, sanık sayısının çokluğu nedeniyle mağdurlar ve tanıklar daha sonra dinlenilecek.

Salona kurulan sistem sayesinde ses ve görüntü kaydı yapılacak olan duruşmada yaşananlar, daha sonra kağıda dökülecek.

Gizli tanıklar

Duruşmada dinlenilecek “gizli tanıklar”, salon bitişiğinde oluşturulan ve ses ile görüntülü kayıt sistemi de kurulan bir bölümde, kendisini sorgulayacak hakim ile bulunacak.

Salondaki diğer kişilerce tanınmaması için görüntüsü mozaiklenerek, sesi de değiştirilerek salona aktarılacak tanığa, mahkeme heyeti ve avukatlar da doğrudan soru yöneltebilecek.


İddianameden…

İstanbul Cumhuriyet Savcıları Zekeriya Öz, Nihat Taşkın ve Mehmet Ali Pekgüzel’in hazırladığı 450 klasörden oluşan 2455 sayfalık iddianamede, Danıştay 2. Dairesi üyesi Mustafa Yücel Özbilgin “maktul”, Özbilgin dışında dönemin daire başkanı, şimdiki Danıştay Başkanı Mustafa Birden, üyeler Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Danıştay Tetkik Hakimi Ahmet Çobanoğlu da “mağdurlar” olarak sıralanıyor.

“İhbar eden” olarak da Şevki Yiğit’in adı geçen iddianamede, soruşturmanın 12 Haziran 2007′de Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’nın 156 hattını gizli numaradan arayarak, isim ve kimliğini belirtmeyen bir kişinin telefon ihbarıyla başladığı, ihbardan yola çıkılarak Ümraniye’de bir gecekonduda 27 adetel bombası ele geçirildiği ve bazı kişilerin yakalandığı belirtiliyor.

 Bu kişilerden bazılarının, başta Cumhuriyet gazetesine el bombasıatılması ve Danıştay saldırısı olarak bilinen eylemler olmak üzere, daha önce meydana gelen bazı adli olay ve olay failleriyle bağlantılarının kurulması üzerine soruşturmanın genişletildiği ifade edilen iddianamede, soruşturmada, daha önce bir ceza davasına konu olmamış “Ergenekon” isimli terör örgütüne ulaşıldığı kaydediliyor.

“Derin devlet”

İddianamede, “Türk tarihine ait önemli bir kavram ve bilinen Türk destanının da adı olan Ergenekon ile terör örgütü kelimelerinin iddianamede yanyana getirilmesinin savcılığın tercihi olmadığı” vurgulanarak, ele geçen  ‘İstanbul 29 Ekim 1999 Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma, Yönetim ve Geliştirme Projesi” isimli dokümandan ve soruşturma evrakı genelinden ‘Ergenekon’ terör örgütünün bu dokümanın yazım tarihi olan 1999′dan da öncesine dayanan, gizli örgütlü faaliyet içerisinde bulunduğunun, yönetici ve üyelerinin örgütü ‘derin devlet’ kabul edip dışa karşı da bu şekilde gösterdiklerinin anlaşıldığı ifade ediliyor.

Tuncay Güney’den ele geçirilen belgelere yer verilen iddianamede,gerçekleştirdiği eylemlere rağmen, örgütün deşifre edilmesinin daima engellendiği anlatılarak, Susurluk’taki trafik kazasının, örgütün kapılarını kısmen de olsa araladığı belirtiliyor.

İddianamede, “Örgütün yakın amacının, ülkede yönetim zafiyeti oluşturacak derecede eylemler yapıp, kamu düzenini bozacak kargaşa ortamı meydana getirmek, nihai amacının da oluşacak kargaşa ortamı ile yönetime karşı yapılacak hukuk dışı bir müdahalenin kamuoyunda kabulü ve haklılığını temin edip, hukukdışı bir müdahale ile yönetimi ele geçirmek olduğu tespit edilmiştir” deniliyor.

Devletin resmi kurumlarından alınan cevaplara göre yapılan değerlendirmede de “kendilerini ‘derin devlet’ olarak niteleyen ‘Ergenekon’ yapılanmasının, devletin hiçbir resmi kurumuyla irtibat ve alakasının bulunmadığı dile getiriliyor.

Örgütün yapısı

İddianamede, sanıklar Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, eski İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörü Kemal Yalçın Alemdaroğlu ve Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ’ın “örgütün üst düzey sorumluları ve yöneticileri” oldukları belirtiliyor.

Ele geçirilen dokümandan örgütün, “Ergenekon Başkanlığı”na bağlı yurtiçi ve yurt dışı olmak üzere yapılandığı anlatılan iddianamede, dokümandan örgütünün yurt içi yapılanmasının “askeri yapılanma”, “devlet kurumlarında yapılanma”, “sivil yapılanma”, “mafya yapılanması” ve “terör örgütü yapılanması” şeklinde beş ana bölümden oluştuğu, kurulan sivil toplum örgütlerindeki kişilere darbeden sonra çeşitli makam ve mevkiler vadedildiği kaydediliyor.

İddianamede, örgüt üyelerinin Ulusal Kanal, Cumhuriyet gazetesi, Aydınlık  Dergisi ve bağlı birleşik kuruluşlar ile diğer medya organları içerisinesızdırıldığı, mafyanın örgüt tarafından yönetilip kontrol altına alınması ve yurtdışındaki mafya örgütleriyle de entegrasyonunun sağlanmasının benimsendiği ifade ediliyor.

İddianamede, bu doğrultuda mevcut yapılanma içinde yer alan Sami Hoştan, Sedat Peker, Semih Tufan Gülaltay ve Osman Yıldırım gibi kişiler vasıtasıyla örgüte gelir temin edildiği anlatılarak, örgütün yurt dışı yapılanması konusunda örgüt dokümanında açık hükümler bulunduğu, sanıklar Veli Küçük, Sevgi Erenerol, Kemal Kerinçsiz, Kemal Yalçın Alemdaroğlu, Doğu Perinçek, Sedat Peker, Sami Hoştan ve Ferit İlsever’in yurt dışında örgütsel süreklilik arz edecek şekilde toplantılara katıldıklarının tespit edildiği ifade ediliyor.

TSK’yı darbeye teşvik

İlhan Selçuk’un, “Ergenekon” üst yapılanmasında yer alan “Teori Tasarımı ve Planlama Dairesi Başkanlığı”na bağlı sivil bölümün başında olduğu, bu bölümü yönettiği ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) darbeye teşvik ettiğibelirtilen iddianamede, Kemal Alemdaroğlu’nun da Selçuk’un yardımcılığını yaptığı, aynı zamanda örgütün üniversite yapılanması içerisinde görev aldığı kaydediliyor.

İddianamede, aynı bölümde faaliyet gösteren ve Selçuk ile örgütsel faaliyetleri yürüttüğü anlatılan Perinçek’in de bunun yanında askeri yapılanma ile de irtibatlı bulunduğunun anlaşıldığı bildiriliyor.

“Ergenekon” ve lobi dokümanında ayrıca “köprü personelden” bahsedildiği anlatılan iddianamede, “Delillerden, Ergenekon gizli yapılanmasıile sivil unsurları oluşturan lobi yapılanması arasındaki ilişkiyi ‘köprü personel’ olarak şüpheliler Veli Küçük ve Muzaffer Tekin’in sağladığı anlaşılmıştır” ifadelerine yer veriliyor.

Küçük’ün, örgütün deşifre edilen tüm sivil uzantılarıyla ilişkili olduğu vurgulanan iddianamede, şunlar kaydediliyor:

“Küçük’ün zaman zaman örgütün karargahı konumunda olan Türk Ortodoks Kilisesi’nde açık ve gizli toplantılar düzenlediği, örgütün gerçekleştirdiğibirçok toplumsal gösteri ve basın açıklamalarına katıldığı, alınan gizli tanık beyanlarından yakın tarihimizde ülkemizde ciddi kaos ve gerginlik oluşmasına neden olan birçok faili meçhul olayların planlayıcısı ve azmettiricisi olduğu, tüm bu eylem ve faaliyetlerini, etrafındaki mafya gruplarına ya da suikasttimlerine yaptırdığı, bu ilişkilerini de halen sürdürdüğü anlaşılmaktadır.”

Muzaffer Tekin

İddianamede, Cumhuriyet gazetesinin bombalanması olayını bizzat emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in yaptırdığı ifade edilerek, dosyadaki tüm delillere birlikte bakıldığında, Tekin’in bu eylem kararı ve talimatlarını tek başına verebilmesinin mümkün olmadığı, diğer ilişkilerine bakıldığında Ergenekon terör örgütünün gizli yapılanması içerisinden gelen emir ve talimatları uyguladığının anlaşıldığı belirtiliyor.

İddianamede, “Ergenekon” örgütünün, terör örgütlerinin yok edilmesini değil, kontrol altına alınıp örgüt adına kullanılmasını benimsediği savunuluyor.

“Bu konuda Veli Küçük ve Ümit Oğuztan’tan çıkan ‘Panzehir’ isimli dokümanda, PKK’nın tamamen tasfiye edilmesi yerine, Abdullah Öcalan ile işbirliği yapılıp bizzat Ergenekon terör örgütü içerisinde bulunan kendilerince genç subay olarak tabir ettikleri, muhtemelen örgüt adına çeşitli askeri kurumlara sızmış örgüt üyelerinin PKK’nın üst düzey yönetici kadrolarının yerlerine getirilmesinin öngörüldüğü ifade edilen iddianamede, dosyadaki delillerden Doğu Perinçek, Ferit İlsever ve Hayati Özcan’ın PKK kamplarında terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan’la birçok fotoğrafının bulunduğuna işaret ediliyor.

Sanıkların DHKP/C ve Hizbullah terör örgütleriyle doğrudan bağlantılarının bulunduğu kaydedilen iddianamede, delillerin incelemelerinde, tüm şüphelilerin Ergenekon yapılanması altında değişik isim ve faaliyetlerle belirtilen kurum, dernek ve platformlar ile medya kuruluşlarında örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu kaydediliyor.

Ele geçen malzemeler

Emniyet Genel Müdürlüğünden (EGM) 5 Haziran 2008′de “Ergenekon” yapılanması ile ilgili gelen yazıya da yer verilen iddianamede, yazıda,soruşturmada 39 el bombası, 2 içi boşaltılmış el bombası, 11 kilogram C-3 patlayıcı, 1160 gram tahrip kalıbı, 1 gaz bombası, 10 fünye, 5 işaret fişeği, 3sis bombası, 21 TNT kalıbı, 1 yangın bombası, 84 kapsül, 24 ateşleme çakmağı, 50infilak fitili, 35 çeşitli boylarda infilak fitili, 1 eğitim bombası, 2 demirçubuk içerisinde patlayıcı, 18 gram Emolite marka patlayıcı, 13 santimetreuzunluğunda infilak kapsülü için irtibatlık fitil, 3 Golden ibareli plastik tüpiçerisinde hidrolik asit, 3 uzun namlulu tüfek, 2 av tüfeği, 2 havalı tüfek, 21tabanca, 3 kuru sıkı tabanca, 34 şarjör, bin 74 dolu fişek, 73 av fişeği, 1susturucu, 2 içi boşaltılmış havan mermisi, 9 içi boşaltılmış uçak savar mermisi,1 kasatura, saniyeli fitil, çok sayıda demir bilye, bomba yapımında kullanılan malzemeler, telsiz, kasatura ve bıçak ele geçirildiğinin kaydedildiği bildiriliyor.

İddianamede, EGM’ce “Ergenekon yapılanmasının 3713 Sayılı Kanun’da belirtilen özelliklere sahip bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir” denilerek,”yapılanmanın açıkça terör örgütü olduğu” vurgulanıyor.

Suikast planları

Örgütün gerçekleştirmeyi planladığı eylemlere de değinilen iddianamede, İP Genel Merkezi’ndeki aramada çok sayıda CD bulunduğu, bunlardan birinde, Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemde emekli Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın İzmir ve Balıkesir’de yapacağı ziyaretler sırasındaki koruma planının yer aldığının anlaşıldığı kaydediliyor.

İddianamede, bu konunun sorulduğu Doğu Perinçek’in şüpheli cevapları, aynı yerden ele geçirilen Yargıtay krokileri ve İzmir NATO Karargahı krokileriyle birlikte değerlendirildiğinde, Orgeneral Büyükanıt’a yönelik kötü amaçlı eylem veplanlar yapılmış olabileceğinin düşünüldüğü belirtiliyor.

Ayrıca, şüpheliler arasındaki telefon görüşmeleri ve ifade içeriklerinden, örgütün Kuvayı Milliye Derneği’ndeki yapılanmasının, Orhan Pamuk, Fehmi Koru, Ahmet Türk, Osman Baydemir veya Sebahat Tuncel’in öldürülmesi konusunda plan yaptığının sabit olduğu ve gerçekleşmesi halinde terör eylemi niteliğinde bulunacağı anlatılıyor.

Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Danıştay olayı faillerinin aynı şahıslar olduğunun anlaşıldığı ifade edilen iddianamede, sanıkların işlediği öne sürülen suçlara yer veriliyor. Devlete ait çok gizli belgelerin ele geçmesi ile suikast planlarına yerverilen iddianamede, Ankara’da bulunan Kuvva-i Milliye Derneğinin Genel Merkezi’ndeki aramada elde edilen şüpheli Bekir Öztürk’e ait dizüstü bilgisayarda kayıtlı dosyada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan veya AK Parti’den herhangi birinin Cumhurbaşkanı olması durumundaki simülasyona ulaşıldığı anlatılıyor.

Bu simülasyona göre, şok suikastlar olarak Fener Rum Patriği Bartholomeos’un, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan’ın ve iş adamı İshak Alaton’un öldürülmesi konularını içeren Fuat Ermiş Sesar imzalı belgenin bulunduğu, bununda son zamanlarda meydana gelen farklı dinlere mensup kişilerin öldürülmesi olayları ile doğrudan irtibatlı ve hedef gösterici yazı olması sebebiyle, yazıyıhazırlayan şahısların tespit edildiği belirtiliyor.

Örgütün eylemleri

İddianamede, “Ergenekon terör örgütü”nün gerçekleştirdiği belirtilen eylemler şöyle sıralanıyor:

-Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ıskata teşebbüs,
-Darbe ortamı hazırlamak amacıyla halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı silahlı isyana tahrik,
-Mayıs 2006′da Şişli’de bulunan Cumhuriyet gazetesi merkezine el bombası atılması,
-10 Mayıs 2006′da Şişli’deki Cumhuriyet gazetesine el bombası ile ikinci saldırının gerçekleştirilmesi,
-11 Mayıs 2006′da Cumhuriyet gazetesine el bombası atılmak suretiyle üçüncü saldırının gerçekleştirilmesi,
-17 Mayıs 2006 günü Danıştay 2. Dairesi’ne yönelik gerçekleştirilensilahlı saldırı sonucu Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürülmesi ve 2 üyenin yaralanması,
-13 Haziran 2007 günü İstanbul-Ümraniye ilçesinde bir adrese düzenlenen operasyonda 27 adet el bombası ele geçirilmesi,
-25 Haziran 2007′de Eskişehir’de emekli Yüzbaşı Fikret Emek’ten 12 adet el bombası, 2 adet uzun namlulu silah, 11 kilogram C3 patlayıcı madde, 11kilogram TNT patlayıcı madde, 2 adet ruhsatsız silah ve bol miktarda dokümanın ele geçirilmesi,
-Devlete ait gizli bilgi ve belgelerin ele geçirilip amacı dışında kullanılması,
-Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine,hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydetme eylemleri,
-Silahlanma, ruhsatsız silah bulundurma ve taşıma eylemleri.

Örgütün geliri

“Ergenekon” terör örgütünün “silahlı bir örgüt” olduğu ifade edilen iddianamenin “Örgütlenme Eylem ve Faaliyet Alanları” başlıklı bölümünde, örgüte gelir getirici illegal faaliyetler, “mafyanın kontrol altına alınması,uyuşturucu ticaretinin kontrol altına alınması, kamu ve hazine arazilerinin illegal olarak satılması, bankalardan hackerler yoluyla para çalma, kimyasal silah üretim ve ticareti, hava kargo ticareti (kara para aklamak için), dini içerikli naylon vakıflar kurulması, naylon şirketler kurulması, insan kaçakçılığı ticareti ve sivil toplum kuruluşlan vasıtasıyla yardım toplama” olarak sıralanıyor.

Sonuç: Örgüt hükğmetleri devirmeye elverişli

İddianamenin sonuç bölümünde, dosyadaki tüm delillerin değerlendirilmesi sonucu “Ergenekon terör örgütü”nün birçok alanda örgütlenmesini tamamladığı belirtiliyor.

Bu örgütün amacına ulaşabilmek için Danıştay saldırısı benzeri birçok suikastı da planladıklarının, ele geçirilen belgeler, iletişim tespit tutanakları, bir kısım şüpheli ve tanık beyanlarından anlaşıldığı kaydedilen iddianamede, şöyle deniliyor:

“Ergenekon terör örgütünün bu tür eylemler için sabıkalı ve suça meyilli insanları Kuvayı Milliye Derneklerine üye yaptırdığı, bu tür insanları derneklerde toplayıp çeşitli rütbeler ve sözde askeri görevler verdiği, basın yayın kuruluşlarını, mafyayı ve terör örgütlerini kontrol altına almaya çalıştığı belirlenmiştir.

Sivil toplum kuruluşların üst düzey yönetimlerinde örgütlenerek bu kuruluşları amaçları doğrultusunda sevk ve idare etmeleri, medya, mafya ve terör örgütleri üzerindeki etkileri dikkate alındığında, anılan örgütün her yönüylehükümetleri devirip yönetimi ele geçirmeye elverişli olanaklara sahip oldukları anlaşılmıştır.”

Ağırlaştırılmış müebbet hapis istemi

İddianamede, tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün, “kişiyi yerine getirdiği kamu görevinden dolayı tasarlayarak öldürmeye azmettirmek” ve”cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi isteniyor.

“Kişiyi yerine getirdiği kamu görevinden dolayı tasarlayarak öldürmeye teşebbüse azmettirmek” suçundan 4 mağdur için ayrı ayrı cezalandırılması istenen Küçük’ün bu suça ilişkin toplam 52 ile 80 yıl arasında hapsi öngörülüyor.

Küçük’ün diğer suçlamalarla ilgili olarak da 194 ile 435 yıl arasında  hapsi talep edilen iddianamede, tutuklu sanık Doğu Perinçek’in de “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veyagörevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan
ağırlaştırılmış müebbet hapsi talep ediliyor.

Perinçek’in TCK’nın 220. maddesinde yer alan “Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarakcezalandırılır” hükmü uyarınca “Kişiyi yerine getirdiği kamu görevinden dolayı tasarlayarak öldürmek” suçundan da ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenen iddianamede, Perinçek’in diğer suçlamalara ilişkin de 192 ile 417 yıl arasında hapse çarptırılması talep ediliyor.

İddianamede, Küçük ile Perinçek’e ilişkin sevk maddeleri arasında Kültürve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu’nun 73. maddesi ile Telsiz Kanunu’nun 32.ma ddesinin de bulunması dikkat çekiyor.

İlhan Selçuk ve diğerleri

Diğer sanıklardan tutuksuz yargılanan Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz sahibive başyazarı İlhan Selçuk ile tutuklu sanık Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ’ın da “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi talep ediliyor.

İddianamede, Selçuk ve Karadağ ile tutuksuz sanık eski İÜ Rektörü Kemal Yalçın Alemdaroğlu ve tutuklu Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’un da TCK’nın 220. maddesinde yer alan “örgüt yöneticileri, örgütünf aaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” hükmü uyarınca “kişiyi yerine getirdiği kamu görevinden dolayı tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi isteniyor.

Tutuklu sanık emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in “kişiyi yerine getirdiği kamu görevinden dolayı tasarlayarak öldürmeye azmettirmek” ve “cebir ve şiddet  kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevleriniyapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenen iddianamede, bu sanıkların diğer suçlamalara ilişkin olarak da 217 ile 500 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmaları talebinde bulunuluyor.

İddianamede, yine tutuklu olan avukat Kemal Kerinçsiz’in de aralarında bulunduğu diğer 79 sanığın ise değişik suçlamalardan 1 ile 74 yıl arasındadeğişen hapsi isteniyor.

Bir kısım şüpheliler hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği belirtilen iddianamenin sonunda, bir kısım şüpheliler hakkındaki evrakın da ayrıldığı belirtiliyor.

Çok geniş diyalog istiyor

Salı, Ekim 21st, 2008

Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin yetkilisi Neçirvan Barzani, “Türkiye ile yalnızca PKK ve güvenlik konuları ile ilgili değil, çok geniş bir çerçevede diyalog içinde olmak istiyoruz” dedi.

Neçirvan Barzani, Erbil’de Türk gazetecilerin sorularını cevapladı.

Barzani, Ankara ile bölge yönetimi arasındaki görüşmelere değinirken, Türkiye’den gelebilecek herhangi bir davet konusunda, “Kuşkusuz böyle bir davet olursa biz bunu iyi karşılarız. Ancak şu ana kadar böyle bir davet henüz gelmedi” dedi.

Ankara’nın yaklaşımına karşılık Kürt yönetimi nasıl bir adım atacak sorusuna Barzani, “Biz Ankara’nın nasıl bir beklentisi var bunu bilmiyoruz, ancak bu diyalog iyi bir başlangıç. Umuyoruz ki iyi bir başlangıç olsun. Biz yalnızca PKK ile ilgili değil, Türkiye ile ilişkilerimizi çok geniş bir çerçevede geliştirmek istiyoruz” şeklinde yanıt verdi.

Türkiye’nin kendilerinden daha önce bu yönde bir talebi olmadığını vurgulayan Barzani, “Bu yıl içinde Türkiye ile ilişkilerimiz önemli bir gelişme kaydetti. Temenni ediyorum ki; bu diyalog daha da ileri gitsin” dedi.

Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Murat Özçelik başkanlığındaki heyet, hafta başında Irak’a gelerek ülkenin kuzeyindeki bölgesel yönetimin lideri Mesud Barzani ile başkent Bağdat’ta PKK ile mücadele konusunda bir araya gelmişti.

Ankara, bu görüşmede Barzani’ye örgütle mücadele konusundaki taleplerini iletmişti.

Kriz ING Bank’ı da vurdu

Salı, Ekim 21st, 2008

Küresel mali kriz bankacılık devlerini sarsmayı sürdürüyor. Hollanda hükümeti, mali kriz içinde bulunduğu bildirilen ING bankasına 10 milyar euro’luk devlet desteği sağlayacak.

ING bankasına para aktarılmasına ilişkin anlaşmaya Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası ve ING arasında tüm gün süren görüşmeler sonunda varıldığı açıklandı.

Hollandalı yetkililer kararın bankanın parasal durumunu güçlendirmek amacıyla alındığını bildirdi.

Kararın bankanın batma noktasına geldiği ve kurtarılması şeklinde değerlendirilmemesi gerektiği de belirtildi.

Hükümetin bu kararıyla ING bankası Hollanda’da 9 Ekim’de ayrıldığı bildirilen 20 milyar euro’luk özel fondan yararlanan ilk finansman kuruluşu

Aragones:”Seyirciyle bütünleşeceğiz”

Salı, Ekim 21st, 2008

Fenerbahçe teknik direktörü Luis Aragones, Şampiyonlar Ligi’ndeki rakipleri Arsenal’in dünyanın en iyi takımlarından birini olduğunu, ancak seyirciyle bütünleşerek kazanmak istediklerini söyledi.

Fenerbahçe teknik direktörü Luis Aragones, futbolculardan Edu ve Gürhan, Arsenal maçı öncesinde Şükrü Saraçoğlu Stadı’ndaki basın toplantısında soruları yanıtladı.

Aragones, grubun en güçlü takımı ile oynayacaklarını, hatta dünyanın en iyi ekiplerinden biri ile oynayacaklarını belirtti.

İspanyol teknik adam, “evimizde oynadığımız maçlar, rakip kim olursa olsun bizim çok önemli. Sürekli topu ileri taşıyarak kazanmak istediğimiz, seyircimizle bütünleştiğimiz maçlardan birini oynayacağız” dedi.

Gökhan Gönül konusunda maç saatine kadar bekleyeceklerini ve öyle karar vereceklerini ifade eden İspanyol hoca, takımına güvendiğini şu sözlerle dile getirdi:

“Yaşları küçük de olsa, benim takımımda 20-21 yaşlarında öyle futbolcular var ki, 30-31 yaşlarındaki futbolculardan daha tecrübeliler.”

Aragones, Arsenal’in hücum gücü hakkındaki soruyu ise şöyle cevapladı: 

“Ben her zaman kendi takımıma bakarım. Sizin söylediğiniz gibi çok atak değilller, tersine kontratak oynayan bir ekip, tek forvet ve beş orta saha ile sahaya diziliyorlar. Hatta, çoğu zaman topun arkasına dokuz oyuncu ile geçip savunma yapıyorlar.”

Son Kocaelispor maçında çok uyumlu bir görüntü sergileyen ve galibiyette başrolü oynayan Semih ve Guiza’dan övgüyle bahseden Aragones, “ikisi de iyi oyuncular, golcü oyuncular. Semih özellikle geriden gelerek güzel işler yapıyor. Guiza en uçta, Semih ise biraz daha arkada iyi çıkışlar yaparak oynadığı zaman daha etkili” dedi.

Geçen sezonki iyi başlangıcı tekrarlayamadıklarını belirten Brezilyalı savunma oyuncusu Edu, “ben yine de başarabileceğimizi düşünüyorum. Bu sene kötü başladık ama iyi bitirebiliriz” diye konuştu.

Edu, “takım olarak her zaman rakibe en az pozisyonu vermek için uğraşıyoruz. Sadece ben ve Lugano değil, takım olarak saha içerisinde yapmamız gereken şeyler var, bunu da zaman içerisinde oturtacağımızı düşünüyorum” dedi.

Genç Gürhan ise Arsenal maçının kendisi için büyük tecrübe olacağını dile getirerek,  “hocam şans verirse ilk kez oynamış olacağım. Şampiyonlar Ligi, normal ligden çok farklı bir ortam, son maçtaki gibi herkes takım olarak isterse Arsenal’i yenebiliriz” şeklinde konuştu.

Sarı-lacivertlilerde Gökhan Gönül ve onun yedeği Önder Turacı’nın sakatlığı nedeniyle sağ bek pozisyonunda belirsizlik yaşanıyor. Gökhan’ın durumunun Önder’e göre daha iyi olduğu belirtiliyor. 

İngiliz ekibinde sakatlıkları bulunan savunma oyuncuları kaptan William Gallas, ikinci kaptan Kolo Toure ve sağ bek Bacary Sagna kadroda yok.

Şükrü Saracoğlu Stadı’nda (21 Ekim Salı) saat 21.45′te başlayacak mücadeleyi İsveçli Peter Fröjdfeldt yönetecek.

G Grubu’nun diğer maçında üç puanla ikinci sırada yer alan Porto, takipçisi iki puanlı Dinamo Kiev’i ağırlayacak.

Mantar zehirlenmelerine dikkat

Salı, Ekim 21st, 2008

Selçuk Üniversitesi Mantarcılık Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Celaleddin Öztürk, halkın bilmediği mantar türlerini tüketmemesi veya bu konuda uzman kişilere danışarak tüketme yolunu seçmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Celaleddin Öztürk, gerek farklı yapıları, gerekse besleyici özellikleri bakımından mantarlara ilginin geçmişten günümüze süregeldiğini belirtti.

Bu ilgiye bağlı olarak mantarlar üzerinde anatomik, fizyolojik ve kültür çalışmaları yapılageldiğini, bu çalışmalar sonucunda mantarların mükemmel bir besin kaynağı olduğunun tespit edildiğini ifade eden Öztürk, “Özellikle de yağ oranının yok denecek kadar az olması, bunun yanında insan vücudu için gerekli temel maddelerden protein, karbonhidrat, mineral ve vitamin bakımından zengin
olması, mantarları diyet ürünü olarak ön plana çıkarmıştır” dedi.

Bu özelliklerinden dolayı mantarın Avrupa pazarında geniş yer bulduğunu dile getiren Prof. Dr. Öztürk, ülkemizde de son yıllarda artan çalışmalar, yazılı ve görsel basında konuyla ilgili çıkan haberlerin mantarlara olan ilgiyi artırdığını kaydetti.

Prof. Dr. Öztürk, artan bu ilgiyle birlikte ülkemizde kültür mantarcılığının bir endüstri kolu haline geldiğine işaret ederek, bunun yanında doğal olarak yetişen mantarların da besin ve ticari ürün olarak kullanılmaya başlandığını anlattı.

Doğada yetişen mantarların gerek dikkatsizlik gerekse bilinçsiz şekilde toplanıp tüketilmesiyle zehirlenmelerin olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Öztürk, bu zehirlenmelere bağlı ölümlerin de ortaya çıktığını vurguladı.

Halkı bilmediği mantar türlerini tüketmemeleri veya bu konuda uzman kişilere danışarak tüketme yolunu seçmeleri yönünde uyaran Prof. Dr. Öztürk, “İçinde bulunduğumuz mevsimde tabii mantarların bol miktarda toplanıp tüketilmesi zaman zaman zehirlenmelere yol açmaktadır. Özellikle ‘dede mantarı’, ‘öldürücü yeşil şapka, ‘köy göçüren’ isimleriyle bilinen mantar türleri, öldürücü etkiye sahiptir. Bu nedenle emin olunmayan mantarların tüketilmemesi çok önemlidir” dedi.

Mantar hakkında yanlış bilinenler

Doğada yetişen 200 kadar zehirli mantar türü bulunduğunu, bunlardan 10 kadarının öldürücü etkiye sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Öztürk, “Yapılması gereken insanlarımızı yazılı ve görsel medyayla ya da eğitim yoluyla zehirli mantarlar konusunda bilinçlendirmektir. ‘Mantar pişirilirken içine gümüş kaşık veya yüzük sokulur, siyahlaşırsa zehirlidir, mantarın yanında veya yakınında demir parçası varsa o mantar zehirlidir, ağaç üzerindeki mantarlar yenir, zehirlisi yoktur, böceklerin yediği mantarlar zehirli değildir’ gibi hiçbir bilimsel gerçekliği olmayan yanlış inanışlardan insanlar kurtarılmalıdır. Bu konulara dikkat etmek şartıyla mantarların beslenmemizde çok önemli yeri olduğu ve tüketilmesinde bir sakınca olmadığı bilinmelidir” dedi.

Devrim Arabaları

Salı, Ekim 21st, 2008

Yönetmenliğini Tolga Örnek’in yaptığı Türkiye’nin ilk yerli otomobili “Devrim”i konu alan “Devrim Arabaları” filminin galası yapıldı.

İstinye Park AFM Sinemaları’ndaki galada yönetmen Tolga Örnek, filmin insanların karşılaştıkları zorlukları anlattığını belirterek, “Türkiye’de iyi şeyler olduğunu gösteren bir proje Devrim Arabaları filmi. Türkiye’de iyi işler yapılıyor, iyi şeyler oluyor ama bazen bu iyi yapılan şeyler unutuluyor. Unutulan kahramanları anlatıyor bu film” diye konuştu.

Filmin oyuncularından Vahide Gördüm de “Seyirciyi çok güzel bir film bekliyor. Oldukça duygusal bir film oldu. Hatta seyirciyi bu filmin biraz silkeleyeceğini de söyleyebilirim.” dedi.

Altan Gördüm de filmde eşi Vahide Gördüm ile çok kısa sahneleri olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

“Biz aslında birçok kez birlikte oynamıştık eşimle daha önce. Ama bu filmde bir eşi canlandırmıyoruz. Benim oynadığım karakter biraz sıra dışı. Mesleğindeki doğrulardan vazgeçmeyen bir adam. Aksi bir adam. Beni de bu özelliği çok çekti ve keyiflendirdi. Onu oynamak istedim.”

Selçuk Yöntem ise “Filmdeki en önemli kelime ‘keşke’ bence. Keşke böyle olmasaydı, araba sektörü daha da başka bir yerde olurdu. Bunu filmde göreceğiz.” ifadesini kullandı.

Galaya, emekli Orgeneral Çevik Bir’in de aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı


Bilim ve Teknoloji Dünya Ekonomi Kültür Sanat Sağlık Spor Türkiye Yaşam
Link Değişimi: abiye - evden eve nakliyat - - evden eve nakliyat - - islami sohbet dini sohbet bayanlarla sohbet - film izle film fragmanları - IRCForum - ilginç tasarımlar - --- forum - turkish girls - turkish delight - Lig tv İzle - ünlüler frikik - Liseli Kızlar - diziler - seks porno izle - Melekler Korusun - Gece Gündüz - üniversite li yozgatlılar -