Sanık avukatları hakimi niye alkışladı?
Perşembe, Ekim 23rd, 2008
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk ve eski İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörü Kemal Yalçın Alemdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu 46’sı tutuklu 86 sanığın yargılandığı Ergenekon davasının bugünkü duruşması, ilkine göre çok daha sakin bir havada başladı. Duruşma öğle arasından sonra yeniden başladı. Kimlik tespiti yapılıyor.
Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki duruşma ilginç diyaloglara da sahne oluyor: Bir sanık avukatı, salondaki sanık avukatlarının hepsinin cep telefonlarının dinlendiğini söyleyince, mahkeme başkanı “Hakimin dinlenmediğini kim iddia edebilir” dedi.
- İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve parti avukatlarının, kendileri yönünden dosyanın ayrılarak Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi yönündeki talebi ile dava dosyasının “yetkisizlik kararı” ile Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi yönündeki istemleri reddedildi.
- Sanık Kemal Kerinçsiz’in avukat olduğu için duruşma salonundaki yerinin değiştirilmesine ilişkin istemi reddedildi.
- Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, sanıkların yaklaşık 1,5 yıldan beri tutuklu olması ve yeni bir duruşma salonunun yapılmasının uzun zaman alacağı için bu aşamada sanıkların adil yargılanmalarına engel olacağı gerekçesiyle yargılamanın bu aşamada buradaki duruşma salonunda yapılmasına da karar verdiklerini bildirdi.
KİMLİK TESPİTİ
Kimlik tespiti yapılan sanıklardan Oktay Yıldırım, 1971 doğumlu olduğunu, İstanbul’da eşi ve 2 çocuğuyla oturduğunu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden harp malulü sıfatıyla emekli olduğunu ve 1100 YTL emekli maaşı bulunduğunu söyledi.
Muzaffer Tekin, Kara Harp Okulu’ndan mezun olduğunu ve şu anda 1500 YTL gazi maaşı aldığını belirterek, daha önce petrol ve tekstil işi yaptığını anlattı.
Hüseyin Gazi Güler, yüksekokul mezunu olduğunu belirterek, 17 aydır tutuklu bulunduğu için yazılım geliştiren şirketinin kapandığını bildirdi. SSK emeklisi olduğunu dile getiren Güler, 750 YTL maaş aldığını kaydetti.
Halil Behiç Gürcihan, serbest gazeteci olduğunu, tutuklu bulunduğu için şu an bir iş yapmadığını ve aylık geliri de olmadığını söyledi.
Ergun Poyraz da yazar olduğunu ve aylık 1500 YTL olan gelirinin kitaplarının satış durumuna göre arttığını belirtti. Kimlik tespiti sırasında adresi sorulan Poyraz, şu anda bir evi bulunmadığını ifade ederek, “Evim yok, adresim Silivri Cezaevi. Ankara Çayyolu’nda evim vardı, korumalarımla yaşıyordum. Cazevine girince eşyalarım sevabına fakirlere dağıtıldı. Avukatımın adresini vereyim” dedi.
Aydın Yüksek, kimlik tespiti sırasında televizyonlarda terörist kabul edilince ev sahibinin isteği üzerine evini boşalttığını ve evsiz kaldıklarını anlattı. Yüksek, şirketlere danışmanlık yaptığını, aylık gelirinin de 3 bin YTL olduğunu belirtti.
Fikret Emek, emekli asker olduğunu belirterek, gazi statüsünde 2 bin 500 YTL aylık maaş aldığını bildirdi.
Zekeriya Öztürk, Harp Okulu’ndan mezun olduğunu, 1000 YTL emekli maaşının yanı sıra köşe yazarlığı yaptığı dönemde 2 bin 500 YTL maaş aldığını belirtti. Öztürk, ev adresinin sorulması üzerine de yeni evlendiği gazeteci yazar Güler Kömürcü’nün adresini verdi.
Veli Küçük de kimlik tespiti sırasında Harp Okulu’ndan mezun olduğunu ve general rütbesinde emekliye ayrıldığını belirterek, evli ve bir çocuğu olduğunu söyledi.
Bir güvenlik şirketinde yüzde 20 ortaklığı ve 3 bin 200 YTL emekli geliri bulunduğunu belirten Küçük, “Bu zamana kadar şirketlerden gelirim olmadı, zarar ettim. Son 2 seneye kadar kirada oturuyordum. Banka kredisiyle ev aldım. Maaşımın yarısı kira yerine banka kredisine gidiyor” dedi.
Sevgi Erenerol, yüksekokul mezunu olduğunu, SSK emekliliğinden 600 YTL maaş aldığını bildirdi. Erenerol, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın sözcüsü olarak görev yaptığını ve bu işten de 1000 YTL kazandığını kaydetti.
Vedat Yenerer, gazeteci, yazar ve internet sitesi sahibi olduğunu bildirdi.
Ümit Oğuztan, 2-3 bin YTL aylık geliri bulunduğunu belirterek, “Yazdığım kitaplardan dolayı sanırım sabıkalıyım” dedi.
Başka suçlardan sabıkalı olduğunu anımsatan Sami Hoştan, “Gazinolar kapanınca ticaret yaptım. Dağıtım şirketlerim vardı. 8 bin dolar aylık gelirim var, bu kiralardan geliyor” diye konuştu.
Habip Ümit Sayın, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nde doçent olarak çalıştığını ve 2 bin YTL aylık geliri olduğunu kaydetti.
Kimlik tespiti sırasında Mahkeme Heyeti Başkanı Şengün’ün sorularını esprili bir şekilde yanıtlayan Emin Gürses, “Herkes ‘üniversite mezunu’ diyor, ama biz doktora yaptık. Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesiyim. Aylık gelirim 3 bin YTL’ydi, ama maaşlar arttı, zam aldık sanıyorum. 300-400 YTL artış oldu bildiğim kadarıyla. Onu da ev sahibi ister” diye konuştu.
Ferhan Bolluk, üniversite mezunu olduğunu ve Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptığını belirterek, 1500 YTL aylık geliri bulunduğunu söyledi.
Başka suçtan tutuklu, bu davada tutuksuz sanık Semih Tufan Gülaltay da 20 bin YTL aylık geliri olduğunu, plastik fabrikası bulunduğunu bildirdi.
Duruşmanın düzeni
İkinci duruşma, ilkine göre çok daha sakin bir havada başladı; ilk duruşmadaki karışıklık büyük ölçüde giderildi.
Avukat ve gazeteci sayısının sınırlandırılması salon içinde düzenin sağlanmasında etkili oldu.
Bugünkü duruşmada 2455 sayfalık iddianamenin okunup okunmayacağının ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “yetkisizlik” talebinin karara bağlanması bekleniyor.
Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar ile bu dava kapsamında tutuksuz yargılanan, ancak başka suçtan tutuklu bulunan Tufan Gülaltay ile sanık avukatları katıldı.
TV’DEN CANLI YAYINLANSIN TALEBİ
Ergenekon davasının bazı sanık ve avukatları, duruşmanın televizyonlardan canlı yayınlanmasını istedi.
İP Genel Başkanı Doğu Perinçek ve avukatlarının, İP üyesi sanıklar açısından davanın Anayasa Mahkemesi’nin alanına girdiği yönündeki taleplerini karara bağlayan mahkeme heyeti, bu konudaki istemi reddetti.
Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün’ün, heyetin “yetkisizlik” konusundaki taleplere ilişkin kararını açıklayacağı sırada bazı sanık avukatları söz almak istedi.
Bu sırada söz almak isteyen sanık Kemal Kerinçsiz de, “Toptan redci anlayışı kabul edemeyiz. Usul hükümlerine uyalım. Savcılar da bugüne kadar usul hükümlerine uymadı. CMK’nın 191′inci maddesine göre iddianamenin kabul kararı okunmadan duruşma açılmış olmaz. Celse açılmadığı için bugüne kadar yapılanlar yok hükmündedir” dedi.
Başkan Şengün’ün kararın açıklanmasını beklemeleri gerektiğini söyleyerek, bağırmamaları konusunda uyardığı sanık avukatları da karar açıklandıktan sonra söyleyeceklerinin bir önemi kalmayacağını belirtti.
SANIK AVUKATLARININ İTİRAZLARI
- Söz alan avukat Mehmet Tolga Akalın, duruşmanın cezaevi içerisinde yapılmasını eleştirerek, bunun AİHM’nin kararlarına aykırı bulunduğunu savundu ve tutuksuz sanıkların ayrı celsede yargılanmalarının da hukuka aykırı olduğunu öne sürdü.
Böyle bir davada avukat sınırlamasına gitmenin de adil yargılanma hakkını ortadan kaldıracağını iddia eden Akalın, yapılan uygulamalarla anayasanın ve AİHS’nin çeşitli maddelerine aykırı davranıldığını savundu.
Başkan mikrofonu kapattı
- Avukat Kadir Kartal da, “Hukuk iğfal edilmiş, tecavüz edilmiş bir durumda” diyerek sözlerine başladı.
Kartal’ın “Ergenekon’un millet için kutsal bir değer olduğunu” söylediği sırada da Başkan Şengün mikrofonunu kaparak, bu şekilde konuşmaya devam etmesi halinde mikrofonu açmayacağını bildirdi.
Tekrar mikrofonu açılan Kadir Kartal, “Fetret dönemlerinde Ergenekon, milleti millet yapan bir arada tutan bir özdür. Ergenekon’in zihinlerde olumsuz anlamda kalmaması için bir karar alınmasını ve bunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını istiyorum” diye konuştu.
- Avukat Necip Yenişen de tutuksuz sanıkların iddianame okunmadan dışarıya çıkarıldıklarını hatırlatarak, bunun tutuksuz sanıkların duruşmaya gelmeye başladıkları sırada iddianamenin yeniden okunması sonucunu doğurabileceğini söyledi.
Duruşmanın cezaevinde yapılmasını eleştiren Yenişen, davada aleniyetin sağlanması için duruşmanın televizyonlardan yayınlanmasını istediklerini bildirdi.
BAĞIRAN SANIĞA UYARI
- Bu sırada söz almadan bağırmaya başlayan tutuklu sanık Hüseyin Görüm, “Bir kişiyi susturmak istiyorlar onun adı İmam Hüseyin. Bizi bir dinleyin, bir dinleyin. Her şeyi açıklayacağım. Danıştay’ı açıklayacağım, ama bir dinleyin” dedi. Başkan Şengün tarafından bağırmaya devam etmesi halinde dışarıya çıkarılabileceği konusunda uyarılan Görüm, daha sonra yerine oturdu.
- Tutuklu sanık Oktay Yıldırım da, 17 aydır tutuklu olduğunu belirterek, alınan kararlarla bazı haklarının da kısıtlandığını öne sürdü. Yıldırım, “12 bin kamu görevlisinin ölümünden sorumlu olan terör örgütü elebaşının savunmasında böyle bir kısıtlamaya gidilmez, adeta bir avukat ordusuyla savunulurken, terörle mücadelede görev almış ve kimlik kartına gazi yazılarak emekli olan benim avukatlarımın kısıtlanması onurumu kırıyor” dedi.
HEYET BAŞKANINA ALKIŞ
- İlhan Selçuk’un avukatı Prof. Dr. Uğur Alacakaptan da duruşma açılmadan bazı kararlar alındığını belirterek, bunların düzeltilmesini istedi.
- Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk’ün avukatı Yaşar Ağsu, duruşmanın TRT’nin TBMM kanalından yayınlanabileceğini belirterek, basında geçen oturumda bir tutuklunun başka bir tutuklu tarafından dövüldüğü yolunda haberler çıktığını, böyle bir şey olmadığını salondaki herkesin bildiğini, canlı yayınla bu tür haberlerin önüne geçilebileceğini söyledi.
- Müvekkili olan Öztürk’ün diğer avukatı Ertaç Giray’ın “Ergenekon” soruşturması kapsamında gözaltına alındığını belirten Ağsu, “Meslektaşım buraya geliyor, adil yargılama istiyor, akşama gözaltında” dedi.
Salondaki sanık avukatlarının hepsinin cep telefonlarının dinlendiği, elektronik postalarının incelendiği, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve 3 soruşturma savcısının tehdidi altında olduğunu düşündüklerini savunan Ağsu, avukatların fiziki ve teknik takibe maruz kalmaması için önlem almasını istedi.
BAŞKAN ŞENGÜN: “HAKİMİN DİNLENMEDİĞİNİ KİM İDDİA EDEBİLİR?
Bunun üzerine Başkan Şengün’ün “Hakimin dinlenmediğini kim iddia edebilir” demesi, sanık avukatları ve yakınları tarafından alkışla karşılandı.
“Bir sonraki duruşmaya gelemeyebilirim” diyen Ağsu, sanıklara içerisine dava dosyalarının yüklendiği birer diz üstü bilgisayar ve yazıcı verilerek, savunma hazırlamalarına yardımcı olunmasını istedi.
TOLON’UN 2 AVUKATI DURUŞMAYI İZLEDİ
Bu arada, emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un avukatları İlkay Sezer ve Dilek Helvacı da duruşmayı izledi.
Mahkeme heyetinin odalarına geçtiği sırada tutuklu sanıklar da salonda bulunan ve iç salonunun kapısında duran yakınlarına el sallayarak konuşmaya çalıştı. Bazı sanıklar güvenliği sağlayan jandarma erlerinin arasından avukatlarıyla konuşurken, Kemal Kerinçsiz ile Sevgi Erenerol’un sohbet ettikleri görüldü. Erenerol ve Kerinçsiz’e, daha sonra Veli Küçük ile Muzaffer Tekin de katıldı.
Oturuma ara verilmesi üzerine sanıkların duruşma salonundan ayrılması sırasında Veli Küçük’ün, yanına gelen avukat kızının kulağına birşeyler söylediği görüldü.
Müdahillik talebi
Köksal Şengün’ün başkanlığındaki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Gazetesi Vakfı, Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayın A.Ş. ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Şebnem Korur Fincancı’nın müdahillik taleplerini, “suçtan zarar gördükleri” gerekçesiyle kabul etti. Ahmet Türk, Osman Baydemir, Sebahat Tuncel, Akın Birdal ve İnsan Hakları Derneği’nin müdahil olma isteği ise reddedildi.
Reddi hakim talebi
Mahkeme, ayrıca bazı sanıkların reddi hakim talebini de geri çevirdi.
Tutuklu sanık: “Savcılar avukatımı taciz ediyor”
Oturumda söz alan tutuklu sanıklardan Bekir Öztürk, avukatının savcılar tarafından taciz edildiğini öne sürerek, bu durumu protesto etmek için duruşmaya avukatsız katıldığını söyledi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün de zorunlu olarak avukat bulunması gerektiğini, avukatsız savunmasının alınamayacağını bildirdi.
Bunun üzerine Öztürk savunmasının alınacağı zaman bir avukat temin edeceğini kaydetti.
Tutuklu yakınları
Davayı izlemek üzere cezaevi nizamiyesine gelen tutuklu 46 sanığın yakınları, burada işlemlerini yaptırdı. İşlemler sonucu, öncelikle tutuklu sanıkların eş ve çocukları, anne ve babaları ile birinci derece yakınları olmak üzere 2′şer yakınına izin verildi. Tutuklu sanıkların bu akrabalarının gelmemesi halinde ise diğer 2 yakını duruşmayı izlemek için içeri girebildi.
Cezaevine giren tutuklu yakınları arasında, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek’in eşi Şule Perinçek ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün eşi Necla Küçük ve kardeşi Mehmet Küçük de yer aldı.
Basın mensupları
Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi nizamiyesine gelen basın mensupları, burada el dedektörü ile üzerleri arandıktan sonra kimlik kontrolünden geçirildi. Gazeteciler, daha sonra da yerleşke içindeki “ziyaretçi giriş bölümü”ne geldi. Bu bölümde, duruşmayı iç salonda izleyecek olan Anadolu Ajansı ve diğer 5 haber ajansından birer muhabir ile diğer basın mensuplarının kayıtları yapıldı.
Bu işlemin ardından haber ajanslarının muhabirlerinden birine duruşma salonuna giriş, ikinci muhabire ise bu salonun olduğu binaya giriş kartı teslim edildi. Diğer gazete ve televizyon muhabirlerinden ise sadece birine adliye binasına giriş kartı verildi.
Daha önceki uygulamadan farklı olarak cep telefonları ve kamerasız diz üstü bilgisayarlarını adliyenin bahçesindeki prefabrik odalara götürmelerine izin verilen haber ajansları muhabirleri ile gazete ve televizyonlardan birer muhabir, duruşmanın yapılacağı salonunun bulunduğu alana alındı.
Bu arada, ziyaretçi giriş bölümünde, yoğunluk yaşanmaması için avukatlar ve tutuksuz sanıkların girdiği bölüm ile gazetecilerin yerleşkeye alındığı bölümün ayrıldığı görüldü.
Yerleşkeye giren gazetecilerden birer haber ajansı muhabiri, mahkeme heyeti, sanıklar, avukatlar ve izleyicilerin bulunacağı ve duruşmanın görüleceği iç salona alındı.
Gazeteciler ve avukatlar için 2 oda
Öte yandan, girişinde güvenlik kontrolü yapılan duruşma salonunun bulunduğu binanın bahçesine gazeteciler ve avukatlar için 2 ayrı prefabrike oda yapıldı. Her birinin içinde çelik dolaplar olan bu odaların birini gazeteciler, diğerini ise avukatlar kullanacak.
Avukatlar ile gazeteciler, yanlarında getirdikleri diz üstü bilgisayar, cep telefonu gibi elektronik eşyayı odalardaki dolaplarına koyarak kilitleyebilecek.
Avukatların, duruşmanın yapılacağı salona kamerasız diz üstü bilgisayarlarını sokabileceği, gazetecilerin ise yasa gereği cep telefonu, diz üstü bilgisayar gibi elektronik eşya ile salona giremeyeceği kaydedildi.
Duruşma salonuna LCD
Hakim Köksal Şengün’ün başkanlığını yapacağı mahkeme heyetinin yanı sıra sanıklar ve avukatlar, izleyiciler ve Anadolu Ajansı ile diğer 5 haber ajansından birer muhabirin bulunacağı duruşma salonunda, daha kolay takibi açısından izleyicilere yakın olan bölüme bir LCD ekran konuldu.
Salonun dar olması sebebiyle her sanığı en fazla 3 avukatın temsil edeceği duruşmada, önce tutuklu sanıklar ifade verecek. Bu sanıkların ifadesinin tamamlanması halinde, tutuksuz sanıkların ifadeleri için başka bir duruşma günü belirlenecek.
Bitişikteki alan duruşma salonundan sayılacak
Kalabalık yüzünden tartışmalara neden olan duruşma salonunun bitişiğindeki alan da duruşma salonundan sayılacak.
Ses ve görüntü kaydı yapılması gibi teknik imkanlar sağlanan ve daha önce 66 avukat ile 88 sanığın oturabileceği şekilde düzenlenen duruşma salonuna giremeyen basın mensupları ve sanık yakınları, duruşmayı bu alandan takip edebilecek.
Bunun dışında duruşma salonundaki görüntülerin aktarılması için duruşmanın görüldüğü mevcut salondaki 4 LCD ekranından biri bu alana yerleştirilecek.
Protestocu gruplar
Dava kapsamında yargılanan sanıklara destek vermek amacıyla Silivri Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’ne gelen Türkiye Gençlik Birliği (TGB) ve İşçi Partisi (İP) üyesi gruplar, jandarmanın oluşturduğu barikatın arkasında tutuluyor.
Jandarmanın güvenlik önlemlerini artırdığı cezaevi önüne, TGB ve İP bayrakları ile davaya ilişkin sloganların yazıldığı dövizlerle gelen gruplar, yerleşke karşısında oluşturulan demir barikatların arkasında beklemeye alındı.
CHP de izliyor
Bu arada, CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü ile İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu da yerleşkeye geldi. Mengü, yerleşkeye girerken bir gazetecinin, “Duruşmayı yalnızca 6 haber ajansının izlemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki sorusuna, “Tüm basın mensuplarının içeriye girmesine izin verilmemesi halkın haber alma özgürlüğünü kısıtlamaktır. Çünkü bu, sadece belirli gözlerden yorumların alınmasını sağlar. Bu da çok yanlış bir şey” karşılığını verdi.
Kazım Kolcuoğlu ise bu davada en büyük görevin savunmaya düştüğünü belirterek, savunmanın yapılmasındaki fiziki ve uygulama alanındaki bütün eksikliklerin giderilmesi gerektiğini ifade etti.
Şeffaf ve adil bir yargılamanın Türkiye için büyük önem taşıdığını kaydeden Kolcuoğlu, bir gazetecinin “Davanın tutuklu sanıklarından avukat Kemal Kerinçsiz barodan ihraç edildi mi?” şeklindeki sorusu üzerine, despot bir yönetim olmadıklarını, bu uygulamanın bir günde yapılamayacağını ifade etti.
İlk duruşma
Mahkeme Başkanı Şengün, davanın ilk duruşmasında, salonda oluşan kalabalığa işaret edip mevcut şartlardan kendilerinin de memnun olmadığını anlatmış, İstanbul’da bu şartları sağlayabilecek başka bir duruşma salonu bulunmadığını söylemişti.
Şengün, duruşmanın başka bir alanda yapılması halinde, yerleşkedeki cezaevinde bulunan tutuklu sanıkların nakillerinde sorunlar yaşanabileceğini, bu sanıkların yorulabileceklerini ve sağlıklarının bozulabileceğini belirtmişti.
Talepler
İlk oturumda söz alan davanın tutuklu sanıklarından Doğu Perinçek ve diğer 10 sanığın avukatı Mehmet Cengiz, müvekkillerinin yasal bir muhalefet partisinin üst düzey yetkilileri olduğunu ve haklarındaki iddiaların da parti çalışmalarından ibaret bulunduğunu ifade ederek, mahkemenin dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirmek ve göndermekle görevli olduğunu savunmuştu.
Dava konusunun Anayasa Mahkemesi’nin yetkisinde olduğunu öne süren Cengiz, “(Hükümet devrilecekti) deniyor. Hükümet Ankara’dadır. Bazı gizli belgelerden bahsediliyor. Genelkurmay Ankara’dadır. MİT’in merkezi Ankara’dadır. İddianamede 4 mağdur var. Eylem Ankara’dadır. Bunlar dikkate alındığında, son hareketin yapıldığı yerin Ankara olması nedeniyle dosyanın Ankara’ya gönderilmesini istiyoruz” demişti.
Avukat Cengiz, müvekkilleri hakkındaki davanın ayrılarak, “yetkisizlik” kararı verilmesi yönündeki taleplerinin kabul edilmesini ve tutuklu sanıkların tahliyesini istemişti.
Doğu Perinçek de dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini talep etmişti.
Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz’in avukatı Kadir Kartal da mahkeme heyeti üye hakimlerinden Sedat Sami Haşıloğlu’na güvenleri olmadığını ve bu hakimin soruşturma sırasındaki tutuklamaların yüzde 40′ını yaptığını öne sürerek, davadan çekilmesini, ayrıca davaya giren Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ile Nihat Taşkın’ın değiştirilmesini istemişti.
Cumhuriyet Gazetesine 3 kez bomba atılması nedeniyle suçtan zarar gördüklerini ileri süren Cumhuriyet Vakfı ile Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayın A.Ş. avukatı Bülent Utku, DTP, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Hukukçular Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, Şebnem Korur Fidancı’nın avukatları ile Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu çeşitli nedenlerle davaya müdahil olma talebinde bulunmuştu.
Savcı Pekgüzel’in görüşü
Taleplere ilişkin görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Pekgüzel ise “Mahkeme heyetini oluşturan hakimlerin reddi konusundaki taleplerin, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda (CMK) sayılan nedenlerden birisine dayandırılmadığını, hakimin reddedilmesini gerektirecek, tarafsızlığından şüphe edilecek bir gerekçe gösterilmediği” için reddi hakim taleplerinin geri çevrilmesini istemişti.
“Danıştay saldırısının örgütün eylemlerinden sadece birisi olduğu, ele geçirilen belgelerden örgütün merkezinin İstanbul olduğunun anlaşıldığını, eylemlerin bir kısmının da burada yapıldığını” ifade eden Savcı Pekgüzel, yetkisizlik konusundaki istemlerin de reddini talep etmişti.
Pekgüzel, İşçi Partili sanıklar yönünden dosyanın ayrılarak Yargıtay’a gönderilmesi konusundaki talebin reddini, Cumhuriyet Vakfı ile Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayın A.Ş.’nin müdahilliğinin kabulünü, müdahilliğe ilişkin diğer istemlerin ise gerekli incelemeler yapıldıktan sonra karara bağlanmasını talep etmişti.
Mahkeme Heyeti ise taleplerin incelenmesi amacıyla duruşmayı 23 Ekim Perşembe gününe bırakmıştı.








